Divan edebiyatı

Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
The Chester Beatty Library, T 439.9: http://viewer.cbl.ie/viewer/object/T_439_9/1/LOG_0000/
1620'li yıllarda üretildiği ve bir İstanbul kahvehanesine ait olduğu düşünülen, şu anda İrlanda'daki Chester Beatty Kütüphanesinde bulunan minyatür. Kahvehaneler özellikle 16. yüzyılın ikinci yarasından itibaren divan edebiyatını besleyen önemli mekanlardandı. Burada şairler şiirlerini ilgililerle paylaşırlar ve şiirleri hakkında onlardan "geridönüş" alırlardı.

Divan edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı, havas edebiyatı, saray edebiyatı, enderun edebiyatı, klasik edebiyat, eski edebiyat gibi adlarla da anılan bu edebiyat için günümüz Türkiye'sindeki en yaygın olarak kullanılan adlardan birisi "Divan Edebiyatı" tabiridir. Bunun en büyük nedenlerinden birinin şairlerin manzumelerini topladıkları kitaplara "divan" denilmesi olabilir.[1]

Divan edebiyatı, Türk edebiyatının Osmanlı döneminde Anadolu ve Balkanlar'da gelişen dallarından biridir. Divan Edebiyatı, Osmanlı dönemindeki diğer Türkçe edebiyatlar olan halk ve tekke edebiyatlarından temel farkı onun daha çok saray ve medrese çevresindeki okuryazar topluluğun etrafında şekillenmesidir.[2] Öte yandan, divan edebiyatı gibi tabirlerin modern araştırmacılar tarafından geliştirildiğini ve halk-tekke-divan edebiyatları arasındaki ayrımların bazen oldukça muğlak şekilde olduğu ve bu edebiyatlar arasında ciddi etkileşimlerin mevcudiyeti özellikle vurgulanmalıdır.[3]

19. yüzıldan sonra Divan edebiyatına olan ilgi Osmanlı dünyasında giderek zayıflamaya başlamıştır. Bunun en büyük nedenleri arasında Fransız, Alman, İngiliz gibi Avrupa edebiyatlarının ve değerlerinin Osmanlı dünyasında hızla egemen olması öne sürülebilir.[4]

Divan Edebiyatının Tarihsel Gelişimi[değiştir | kaynağı değiştir]

Oluşum Dönemi (Yaklaşık Olarak 1200-1450)[değiştir | kaynağı değiştir]

Şeyhî'nin Hüsrev ü Şirin adlı mesnevi türündeki eserinin Milli Kütüphane'de bulunan nüshasından bir görünüm.

Anadolu'da Divan edebiyatı tarzında eserlerin üretimi Osmanlı'dan önce, 13. yüzyılda Anadolu Selçuklu döneminde başlar.[5] Bu çerçevede Konya merkezli Anadolu Selçuklu sultanlarının bu tarz eserlerin hamisi olduğu görülmektedir.[6] Anadolu'da Divan edebiyatı tarzında eser veren şahıslara örnek olarak 13. yüzyılın sonunda Horasan'dan gelip Konya'ya yerleşen Hoca Dehhânî'nin (ö. 13. yüzyıl sonları) adı anılabilir.[7] Dehhânî'yi dönemindeki çoğu edebiyatçıdan (bk. Yunus Emre) ayıran temel özellik, onun eserlerinde tasavvufî konuları merkeze almayıp dünyevî aşkın hallerini ve içinde bulunulan zamanın nasıl yaşanması gerektiğini işlemiş olmasıdır.[8]

Anadolu Selçuklu Devleti'nin otoritesinin 13. yüzyılın sonlarında zayıflamasıyla birlikte Anadolu'da kurulan Türkmen beylikleri döneminin temel özelliğiyse bu dönemde mevcut Türkmen beylerinin Arapça'dan ve özellikle Farsça'dan Türkçe'ye (bkz. Eski Anadolu Türkçesi) çeviriler yapılmasını teşvik etmiş olmasıdır.[9] Bu çerçevede, Fars ve Arap edebiyatlarına ait eserlerdeki temaların ve unsurların yeni gelişen Türkçe edebi eserlere aktarıldığı görülmektedir. Benzer şekilde, aşk, serüven, ve tasavvuf konularını işleyen Farsça ve Arapça mesnevilerin etkisiyle Türkçe eserler yazılmaya başlandığı da yine bu dönemde ortaya çıkan önemli gelişmelerdendir. Örneğin, Şeyyad Hamza'nın (ö. 1350'den sonra) Kur'an'da geçen Yûsuf Peygamber kıssasının anlatıldığı Yusuf ile Zeliha mesnevisini, Anadolu sahasında kaleme alan ilk şahsiyet olduğu düşünülmektedir.[10] Yine dönemin en üretken şairlerinden olan Gülşehrî'nin (ö. 1317’den sonra) de Fars edebiyatındaki önemli şahsiyetlerden olan Ferîdüddin Attâr'ın Mantıku't-Tayr adlı eserini genişleterek Türkçeye çevirdiği de vurgulanmalıdır.[11]

Bâkî'ye ait divanın Milli Kütüphane'de bulunnan nüshasından bir görünüm.

14. ve 15. yüzyılda ise Divan Edebiyatında Osmanlılar egemen olmaya başlar. Bu çerçevede özellikle II. Murad'ın divan edebiyatı tarzındaki eserlerin üretimini teşvik ettiği görülmektedir.[12] Bu dönemdeki divan şairlerinin en başında Şeyhî'yi (ö. 1429’dan sonra) anılabilir. Germiyanoğulları beyliğinde yetişen Şeyhî, sırasıyla Emir Süleyman, I. Mehmed ve II. Murad'a musahip[13] olmuştur.[14] Şeyhî de selefleriyle benzer şekilde Fars edebiyatından ilham alarak Hüsrev ü Şirin (1421-1429) adlı mesneviyi yazmıştır ve bu eseri iI.Murad'a sunmuştur.[15] Fakat Şeyhi'nin aynı zamanda konu bakımından özgün bir eser ortaya koyduğu da görülmektedir. Bu eserinin adı da Harnâme'dir.[16] Bu mizahi eserin konusu ise şöyledir: Aynı zamanda bir hekim olan Şeyhi; Çelebi Mehmed'i tedavi edince, Çelebi Mehmed ona bir köy hediye eder. Köye doğru giderken Şeyhî, yolda soyulur ve dövülür. Bunun üzerine Harnâme'yi kaleme alır. Eserde kaderi yük taşımak olan bir eşeğin semiren öküzlere özenmesi üzerine başına gelenler mizahi bir dil ile hicvedilmiştir. Divan'ı ve Çengnâme (1405) isimli mesnevisiyle tanınan Ahmed-i Dâ'i (ö. 1421’den sonra) de ilk önce I. Bayezid daha sonra Emir Süleyman'ın hizmetine girmiş Germiyanlı şairlerdendir.[17] Dâ'i'nin en bilinen eserlerinden Çengnâme devrinin yaşantısını, özellikle de Emir Süleyman'ın işret meclislerini yansıtmıştır.[18] Dâ'i, Emir Süleyman’ın Edirne'deki sarayında, onun işret meclislerinin baş konuğu olup bu meclisleri anlattığı Çengnâme'nin konusunu oluşturan Çeng, kanuna benzeyen, dik tutularak çalınan bir sazdır. Eser, çengin 24 teli ve klasik musikinin 24 makamından hareketle 24 bölüme ayrılmıştır. Bu eserde varlıklar konuşmakta ve kendilerini anlatmaktadır. Bu mesnevide konuşan varlıklar çeng isimli çalgı aleti ve onu oluşturan ipek teller, servi ağacı, ceylan derisi ve at kılıdır. Son olarak vurgulanması gereken isim ise Ahmedî'dir (ö. 1412-13). Ahmedî'nin Edirne'de Emir Süleyman’a sunduğu ve sekiz bin beyitten oluşan İskendername mesnevisi divan edebiyatında kaleme alınan ilk İskender mesnevisidir.[19] Ahmedî'nin, yine 1403 yılında Emir Süleyman'ın isteği üzerine kaleme aldığı Cemşid ü Hurşid adlı mesnevisi onun en çok tanınan eserlerinden biridir.[20] Ahmedî, Çemşid’i Hurşid’i Türkçe'de "yeniden yazarken" bu eserde çok sayıda değişikliğe gittiği ve bu hikayeyi bir nevi "yerelleştirdiği" vurgulanmalıdır.[21]

Olgunlaşma Dönemi (Yaklaşık Olarak 1450-1600)[değiştir | kaynağı değiştir]

Divan şairlerinden Bâkî'ye ait bir minyatür.

II. Murad döneminden sonra, II. Mehmed (1451-1481) ve daha da önemlisi II. Bayezid (1481-1512) dönemlerinden itibaren Divan Edebiyatı önemli bir atılım yapmaya başlar.[22] Bu dönemi öne çıkaran en önemli unsurlardan biri, edebiyatçıların Fars ve Arap edebiyatlarından eserler çevirmeye ek olarak, artık Osmanlı Türkçesinde yazma bilincinin daha da artmasıdır.[22] Şairler yaptıkları bu uğraşa ise "Rûmî" ya da "Türkî" kılmak şeklinde kavramsallaştırmışlardır.[23] Bu çerçevede ilk kuşakta üç şairin adı öne çıkmaktadır: Ahmed Paşa, Necâtî ve Zâtî. Bu şahıslardan Ahmed Paşa (ö. 1496-97), II. Mehmed ve II. Beyazıd dönemlerinde kazaskerlik, vezirlik, sancak beyliği ve kadılık gibi yüksek görevlerde bulunmuş ve kendi çağında hem gazel hem de kaside nazım şekillerinde ortaya koyduğu eserleriyle oldukça şöhret sahibi olmuştur.[24] Divan edebiyatının bu dönemdeki bir diğer öne çıkan şairi Necâtî (ö. 1509) ise Ahmed Paşa'dan farklı olarak Fars edebiyatına daha mesafeli durmuş ve eserlerinde yerel unsurlara daha çok yer vermiştir.[25] Bu dönemde öne çıkan üç şairin bir diğeri olan Zâtî'nin (ö. 1546) ise Latifi'ye göre 3000 gazeli, Aşık Celebi'ye göre ise 1600-1700 gazeli ve 400 kasidesi bulunduğunu belirtilmektedir.[26] Nihayetinde, Zâtî'nin döneminde itibaren ise Osmanlı Türkçesinde eser üretmenin belli bir seviyeye geldiği düşünebilir.[27] Bu çerçevede özellikle Bâkî'nin (ö. 1600) eserleri oldukça önemlidir ve kendisi döneminde oldukça ilgi görmüştür.[28] O, Kanunî Sultan Süleyman ile yakın ilişkiler geliştirmiş, daha sonra II. Selim ve III. Murat dönemlerinde de hem saraydan hem de toplumdan büyük bir itibar görmüştür.[29] Nihayetinde bu dönemin sonuna gelindiğinde Divan Edebiyatı artık kendi içinde "kanon metinleri" yani kendi "klasik eserleri" olan bir edebiyat haline gelmiştir.[30]

Bâkî'ye ait bir gazel. Necati'ye ait bir gazel. Ahmed Paşa'ya ait bir gazel.
Zülf-i siyâhı sâye-i perr-i Hümâ imiş

İklim-i hüsne anın içün pâdişâ imiş


Bir secde ile kıldı ruh-i âftâbı zer

Hak-i cenâb-ı dost aceb kîmyâ imiş


Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal

Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş


Görmez cihânı gözlerimiz yârı görmese

Mir'ât-ı hüsni var ise âlem-nümâ imiş


Zülfün esîri Bâkî-i bîçâre dostum

Bir mübtelâ-yı bend-i kemend-i belâ imiş[31]

Çıkalı göklere âhum şereri döne döne,

Yandı kandîl-i sipihrün ciğeri döne döne


Ayağı yir mi basar zülfüne ber-dâr olanun

Zevk ü şevk ile virür cân ü seri döne döne


Şâm-ı zülfünle gönül Mısrı harâb oldı diyü

Sana iletdi kebûter haberi döne döne


Sen durup raks idesin karşuna ben boynum eğem

İne zülfün koca sen sîm-berî döne döne


Ka’be olmasa kapun ay ile gün leyl ü nehâr

Eylemezlerdi tavâf ol güzeri döne döne


Sen olasın diyü yir yir asılup âyîneler

Gelene gidene eyler nazarı döne döne


Ey Necâtî yaraşur mutribi şeh meclisinün

Raks urup okıya bu şi’r-i teri döne döne[32]

Şol kara kaşın çatıp gönlüm hilâl etmek neden

Hey elâ gözlüm bizimle mekr ü al etmek neden


Âyet-i hüsnünle sen vaslın harâm etdin bana

Ben harâmî çeşmine kanım helâl etmek neden


Hüsnü kandilin uyarmış nûr-ı Hak'dan nûr-ı aşk

Zâhidâ inkâr-ı nûr-ı zü'l-celâl etmek neden


Âlemin gönlün yapar o seng-dil illâ benim

sırça gönlüm sındığıncs pây-mâl etmek neden


Dedim âhir cân ise maksûd nâzından me'âl

Dedi evvel âşıka fikr-i me'âl etmek neden


Gülşen-i vaslın hevâsında uçarken murg-ı dil

Âşiyân-ı hecrde bî-perr ü bâl olmak neden


Leblerinde hat görüp kan ağladım güldü dedi

Sâye-i ebrûm için egri hayâl etmek neden


Kâmetin sordum rakîbe işidüp dilber dedi

Ahmed İblis'e kıyâmetden suâl etmek neden[33]

Renklenme Dönemi (Yaklaşık Olarak 1600-1800)[değiştir | kaynağı değiştir]

Bâkî'den sonra yani 17. yüzyılda ise Divan Edebiyatında artık daha önceki dönemden farklı tarzlarda eserlerin üretilmeye başlandığı görülmektedir.[34] Örneğin, Nâbi (ö. 1712), oğluna nasihat vermek maksadıyla yazdığı Hayriyye isimli mesnevisi ile Divan Edebiyatında didaktik tarzda eserlerin yazılmaya başlandığı görülmektedir.[35] Diğer taraftan Nef'i'nin (ö. 1635) hiciv tarzı eserleri de bu dönemin "renkliliğini" göstermektedir.[36] Benzer şekilde, Evliya Çelebi'nin (ö. 1684?) 10 ciltlik Seyahatnâmesi de yine bu dönemde yazılmıştır.[37]

18. yüzyılda ise bu yenilikçi yaklaşım devam etmiş ve bu çerçevede zaten Divan Edebiyatında hem dil (daha toplumsal) hem de içerik (daha dünyevî duygular) bakımından birçok yenilik yapan Nedim (ö. 1730) de bu dönemde yaşamıştır.[38] Yine, Sebk-i Hindi tarzının önemli bir temsilcisi sayılan Şeyh Galip (ö. 1799), Hüsn ü Aşk adlı eserini bu dönemde yazmış ve Şeyh Galip bu eserinde geleneksel tasavvufi kavramlara yeni bir bakış sunmuştur.[39]

Modern Dönem (Yaklaşık Olarak 1800 ve Sonrası)[değiştir | kaynağı değiştir]

19. yüzyılda, Batılılaşma ile birlikte Divan Edebiyatına olan ilgi Osmanlı toplumunda azalmış ve bunun yerini Avrupa edebiyatlarına ilgi almıştır.[40]

Divan Edebiyatında Nazım ve Nesir[değiştir | kaynağı değiştir]

Divan edebiyatındaki eserler nazım (şiir) ve nesir (düzyazı) olarak iki biçimde yazılmıştır.

Nazım[değiştir | kaynağı değiştir]

Divan edebiyatındaki nazım biçiminde eserler aruz veznine bağlı belli kurallara tabiydi. Şairler eserlerini meydana getirirken aruz vezni bazlı kalıplara göre şiirlerini şekillendirirdi. Aruz vezni nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılırdı. Örneğin; Rubaî nazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen belli aruz kalıplarıyla yazılabilir. Rubai'de mısralar; a+a+b+a şeklinde kafiyelidir. Bununla beraber, bazı divan şairlerinin (örneğin, Nedim) hece ölçüsüyle şiirlerine rastlamak da mümkündür. Fakat hece ölçüsüyle eser meydana getirmek Osmanlı dünyasında 19. yüzyıla kadar yaygın bir temayül olmamıştır[41].

Nazım biçimindeki eserleri oluşturan iki temel unsur vardır. Bunların ilki mısra, ikincisi ise beyittir. Mısra, Divan Edebiyatında aruz vezniyle meydana getirilmiş ifadelerin tek satırlık temel hali olarak tanımlanabilir. Aynı vezinle yazılmış ve art arda gelen iki mısraya ise beyit adı verilir. Beyit, nazım biçimindeki eserlerdeki en önemli birimdir, zira nazım biçimindeki eserler beyitlerden oluşmaktadır.

Divan edebiyatındaki nazım eserlerdeki beyitler bir araya gelerek nazım şekillerini oluşturur. Bunlar Gazel, Rubai, Kaside, Tuyuğ, Mesnevi, Murabba, Kıt'a, Şarkı, Müstezat, Terkib-i Bent, Terci-i Bent, Musammat olmak üzere on iki türe ayrılır. Bu nazım şekillerinden özellikle mesnevi şekliyle çok sayıda hikayenin (kahramanlık, aşk, tasavvufî vb.) yazıldığının altı çizilmelidir (Örneğin, İskendernameler, Yusuf u Züleyhalar, ve Ferhad ü Şirinler gibi).[42]

Aşağıdaki mısralar, Nedim'in "Kaside der Vasf-ı der İstanbul" adlı kasidesinin başından alınan bir beyittir.
Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır[43]

Nesir[değiştir | kaynağı değiştir]

Divan edebiyatındaki nesir metinleri, içeriklerindeki Arapça ve Farsça kelime kullanımı ve gramer yapıları gibi çok sayıda unsura göre göre üçe ayırmak mümkündür: Yalın, Sanatlı (seci', ﺳﺠﻊ) ve Orta. Öte yandan, vurgulanmalıdır ki tek bir nesir metinde hem sanatlı hem yalın hem de orta seviyede kısımların olması gayet sıradan bir durumdur. Yine aynı şekilde, nesir metinlerin belli kısımlarında nazım kısımlar da bulunabilir.

Yalın nesirde genellikle daha gündelik bir dil Osmanlı Türkçesi kullanılmıştır. Bu yüzden yalın tarzdaki nesir metinlerini okumak için genellikle ciddi bir Arapça ve Farsça bilgisine ihtiyaç yoktur. Benzer şekilde bu tarz nesir metinleri yazan şahısların Arapça ve Farsça'daki hakimiyetleri de çoğunlukla üst düzey seviyede değildir.

Aşıkpaşazade'nin (ö. 1484?) Tevarih-i Al-i Osman adlı tarih eserinden "yalın" nesre örnek bir parça.
Hırmenkaya kafideri 'Osman Gazi-y-ilen ne vech-ile aşina oldılar ve ne'ylediler, anı bildürür.

'Osman Gazi kim sancagı begi olup at bindi, Köse Mihal dayim anun-ıla bile olurdı. Ekser bu gazilerün hidmetkar­ ları Hırmenkaya kafirleri-y-idi. Bir gün 'Osman Gazi Mi­hal'e eydür: "Tarakçı Yinicesi'ne segirdim idelüm dirüz, sen ne dirsin?" Mihal eydür: "Hanum! İmdi Sorkun üzerin­den Sarukaya'dan, Biştaş'dan geçelüm kim Sakaryı [Sakar­ya] suyını geçebilevüz ve hem dahı gaziler bize ol tarafdan gelürler." didi. "Ve Mudurnı vilayetini dahı urmaga kolay­ dur." didi.[44]

Sanatlı nesirde ise asıl amaç hüner ve marifet göstermek olduğundan bu tarz eserlerde Arapça ve Farsça kelime sayısı yalın metinlere göre oldukça fazladır. Bu tarz nesir metinlerini yazanlar doğal koşullarda medrese öğrenimi görmüş, Arapça, Farsça veya Osmanlı Türkçesi’nı iyi bilen kişilerdir. Hemen hemen her türde bu tarzda yazılmış nesir metinleri görmek mümkün olmakla birlikte genellikle mektuplar (münşeatlar) bu şekilde yazılmıştır.

Hoca Sadeddin Efendi'nin (ö. 1599) münşeatından "sanatlı" nesre örnek olan bir mektup
Sultan Murad Han, Taht-ı Saadet-bahta Cülüs İtdugünde, Şah Tahmusb'a Günderdügi Name Suretidür.


Ve illâ cenâb-ı rif'at-menâb, devlet-iyâb, izzet-kubâb, dârâ-yı baht-ı kisrâ, taht-ı sikender, fıtret-utârid, fitnet-cemşid, câh-hurşîd, külâh-ferîdûn, ferâset- Keykâvûs, kiyâset-i neyyir-i evc-i burc-i ikbâl, dürretü't-tâc-ı izz ve iclâl, meşrik- envâr, übhet metâli'i âsâr, menkıbet hâvî, mekârîm-i mefâhir-i râvî-i mehâsin, meâsir-i gürre-i cebîn-i devlet, gevher-i nigîn-i saâdet, mühr-i sipihr-i 'azâmet ve şehriyâr-i sipihr-i mühr-i fessat, tâcdârî-i haşmet-nümâ-yı izzet ve dest-gâhî-i Tahmâsî Şah, daafallâlu teâlâ meâlime kadrihi ve rifâ'atihi ve refa ,'lâme izze ve şevketihi, bedâyi`i revâyi'i gazâ-nişân ve cihâd âyetinden te'yidât-i ilâhî ile muvaffak olub, müeyyed-u munîs-i dîn-i mubîn olan...[45]

Orta tarz nesrin, nesir metinlerindeki en yaygın tarz olduğu söylenebilir. Bu tarzdaki nesir metinlerini hemen hemen her türde görmek mümkündür.

Evliya Çelebi'nin (ö. 1685) Seyahatname adlı seyahatname türündeki eserinden "orta" nesre örnek bir parça.
Sene 1045 Ramazân-ı Şerîfinin leyle-i kadrinde Ayasofya-i Kebîr'de her sene üç gece ihyâ olunup niçe bin âdem cem‘ olur. Hakîr ol asırda merhûm u mağfûrun-leh üstâdımız Evliyâ Efendi'den hıfzı tekmîl edüp sekiz sâ‘atde kerrâtile hatm-i Şerîf edüp Seb‘a kırâ‘atin dahi me’hazları ve Şâtıbî kitâbıyla tekmil edüp Aşere kırâ’atine şürû‘ etmişdik.[46]

Divan Edebiyatında Türler[değiştir | kaynağı değiştir]

Divan edebiyatındaki nazım ve nesir eserlerin çok sayıda türü vardır.

Öne Çıkan Bazı Divan Edebiyatı Türleri



Divan Edebiyatında Söz Sanatları[değiştir | kaynağı değiştir]

Divan edebiyatında özellikle sanatlı ve orta tarzda nesir metinlerini ve elbette yine aynı tarzda nazım metinlerinini meydana getiren çoğu şair söz sanatlarına başvururdu. Zira, şairin söz sanatlarındaki ustalığı o kişinin özellikle Osmanlı okuryazar kesimi nezdinde değerini arttırırdı. Bu nedenle şairler şiirlerinde yıllar boyunca çok sayıda söz sanatı kullanmıştır.[47]

Eserlerde Mevcut Olan Bazı Söz Sanatları

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Agah Sırrı Levend, Divan Edebiyatı: Kelimeler ve Remizler, Mazmunlar ve Mefhumlar (İstanbul, 2017), 13-15.
  2. ^ Kuru, Selim S. "Rumi Edebiyat: Bir Yazınsal Geleneğin Oluşumu, 1450-1600," Türkiye Tarihi 1453-1603: Bir Dünya Gücü Olarak Osmanlı İmparatorluğu (Cilt 2), haz. Suraiya Faroqhi ve Kate Fleet, çev. Bülent Üçpunar (İstanbu, 2016), 654-655.
  3. ^ Cemal Kurnaz, Halk Şiiri ve Divan Şiirinin Müşterekleri (Ankara, 2011), 221-230.
  4. ^ Suraiya Faroqhi, Osmanlı Kültürü ve Gündelik Yaşam, çev. Elif Kılıç (İstanbul, 2014), 294-323.
  5. ^ A. C. S. Peacock, Islam, Literature and Society in Mongol Anatolia (Cambridge, 2019), 147-188.
  6. ^ Songül Mecit, Anadolu Selçukluları: Bir Hanedanın Evrimi (İstanbul, 2017), 231-235.
  7. ^ Mecdut Mansuroğlu, Anadolu Türkçesi (XIII. Asır) Dehhâni ve Manzumeleri, İstanbul 1947.
  8. ^ http://islamansiklopedisi.org.tr/hoca-dehhani
  9. ^ Sara Nur Yıldız ve A.C.S. Peacock, haz. "Introduction," Islamic Literature and Intellectual Life in Fourteenth-and Fifteenth-Century Anatolia (Würzburg, 2016), 19-49.
  10. ^ Hasan Kavruk, Eski Türk Edebiyatında Mensur Hikâyeler (İstanbul, 1998), 64; Şeyyad Hamza, Destân-ı Yûsuf, haz. Emin Eminoğlu (İstanbul, 2008).
  11. ^ Âmil Çelebioğlu, Sultan II. Murad Devri (824-855/1421-1451) Mesnevileri (Doçentlik Tezi, Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi, 1976), 31-32; Gülşehrî, Mantıku’t-tayr, haz. Agâh Sırrı Levend (Ankara, 1957).
  12. ^ Amil Çelebioğlu, Türk Mesnevî Edebiyatı: Sultan II. Murad Devri (İstanbul, 2018), 147-391.
  13. ^ http://islamansiklopedisi.org.tr/musahib
  14. ^ http://islamansiklopedisi.org.tr/seyhi
  15. ^ Şeyhî, Hüsrev ü Şîrin’i: İnceleme-Metin, haz. Faruk Kadri Timurtaş (İstanbul, 1980); Faruk Kadri Timurtaş, Şeyhî Hayatı ve Eserleri (İstanbul, 1968).
  16. ^ Faruk Kadri Timurtaş, “Harnâme," Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 3/3-4 (1949), 369-387.
  17. ^ İsmail Hikmet Ertaylan, Ahmed-i Dâî, Hayatı ve Eserleri (İstanbul, 1952)
  18. ^ Ahmed-i Da‘ı, Çengname, haz. Gönül Alpay (Cambridge, 1975).
  19. ^ Ahmedi, İskendernâme, haz. İsmail Ünver (Ankara, 1983); Caroline Sawyer, "Revising alexander: structure and evolution ahmedî's ottoman iskendernâme (c. 1400)," Edebiyât 13:2, 225-243
  20. ^ Ahmedî, Cemşîd ü Hurşîd, haz. Mehmed Akalın (Ankara, 1975).
  21. ^ http://islamansiklopedisi.org.tr/ahmedi
  22. ^ a b Cemal Kafadar, "Between Amasya and Istanbul: Bayezid II, His Librarian, and the Textual Turnof the Late Fifteenth Century," Treasures of Knowledge: An Inventory of the Ottoman Palace Library (1502/3-1503/4) (2 Cilt), haz. Gülru Necipoğlu, Cemal Kafadar ve Cornell H. Fleischer (Leiden, 2019), 99-100.
  23. ^ Cemal Kafadar, Kendine Ait Bir Roma: Diyar-ı Rum’da Kültürel Coğrafya ve Kimlik Üzerine (İstanbul, 2017), 59-139; Salih Özbaran, Bir Osmanlı Kimliği: 14.-17. Yüzyıllarda Rum / Rumi Aidiyet ve İmgeleri (İstanbul: 2004), 109-121.
  24. ^ Harun Tolasa, Ahmet Paşa’nın Şiir Dünyası (Ankara, 2001).
  25. ^ Hasibe Mazıoğlu, "Necati’nin Türk Dili ve Edebiyatının Gelişmesindeki Yeri," TDK Türk Dili, 10/114 (1961), 366-369.
  26. ^ http://islamansiklopedisi.org.tr/zati.
  27. ^ Sooyong Kim, The Last of an Age: The Making and Unmaking of a Sixteenth-Century Ottoman Poet (Abindgon, 2017), 84-111.
  28. ^ http://islamansiklopedisi.org.tr/baki--sair
  29. ^ Ahmet Hamdi Tanpınar, “Fuzulî ve Bâkî," Edebiyat Üzerine Makaleler (İstanbul, 1969), 152-156.
  30. ^ Zeynep Altok, “Aşık Çelebi ve Edebi Kanon,” Aşık Çelebi ve Şairler Tezkiresi Üzerine, haz. Hatice Aynur ve Aslı Niyazioğlu (İstanbul, 2011), 117-132.
  31. ^ http://www.antoloji.com/zulf-i-siyahi-saye-i-perr-i-huma-imis-siiri/
  32. ^ http://www.antoloji.com/gazel-ii-done-done-siiri/
  33. ^ http://www.antoloji.com/gazel-21-siiri/
  34. ^ Mehmet Kalpaklı, Itrî Döneminde Osmanlı’da Şiir," Itrî ve Dönemine Disiplinlerarası Bakışlar, haz. Gönül Paçacı, İKSV ve OMAR (İstanbul, 2013), 19-22.
  35. ^ Abdülkadir Karahan, Nâbî: Hayatı, Sanatı, Şiirleri (İstanbul, 1953).
  36. ^ Haluk İpekten, Nef’î: Hayatı, Sanatı, Eserleri (Ankara, 1996), 55-97.
  37. ^ Robert Dankoff, Seyyah’ı Âlem Evliyâ Çelebi’nin Dünyaya Bakışı, çev. Müfit Günay (İstanbul, 2010).
  38. ^ Hasibe Mazıoğlu, Nedîm’in Divan Şiirine Getirdiği Yenilik (Ankara 1957), 32-64, 80.
  39. ^ Victoria R. Holbrook, Aşkın Okunmaz Kıyıları, çev Erol Köroğlu ve Engin Kılıç (İstanbul, 1998).
  40. ^ Ahmet Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (İstanbul, 2010).
  41. ^ Mustafa İsen, “Divanlarda Heceyle Yazılmış Şiirler," Türk Kültür Araştırmaları, 29/1-2 (1993), 204-233.
  42. ^ http://islamansiklopedisi.org.tr/mesnevi#2-turk-edebiyati
  43. ^ http://www.antoloji.com/kaside-der-vasf-i-der-istanbul-siiri/
  44. ^ Aşıkpaşazade, Osmanoğulları'nın Tarihi,haz. Kemal Yavuz ve M. A. Yekta Saraç (İstanbul, 2003), 330.
  45. ^ Abdurrahman Daş, Osmanlılarda Münşeât Geleneği, Hoca Sadeddin Efendi'nin Hayatı, Eserleri ve Münşeâti (Doktora Tezi, Ankara Üniversiteisi, 2003), 237.
  46. ^ Evliyâ Çelebi, Seyahatname (Cilt 1), haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, ve Yücel Dağlı (İstanbul, 2006), 109.
  47. ^ Genel bir bakış için bkz. Menderes Coşkun, Sözün Büyüsü: Edebi Sanatlar (İstanbul, 2007).


Temel Literatür[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Agah Sırrı Levend, Türk Edebiyatı Tarihi (Ankara, 1973).
  • Agah Sırrı Levend, Divan Edebiyatı Kelimeler ve Remizler Mazmunlar ve Mefhumlar (İstanbul, 1943).
  • Ahmed Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (İstanbul 1985).
  • Ahmet Talât Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı (Ankara, 1992).
  • Ahmet Atilla Şentürk, Osmanlı Şiiri Kılavuzu (İstanbul, 2016 - Devam Ediyor) (Henüz 3 cilt yayımlanmıştır).
  • Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi (Ankara, 1983).
  • Fahir İz, “Giriş,” içinde Türk Edebiyatında Nesir (İstanbul, 1964).
  • Gönül Tekin, “Türk Edebiyatı: 13.-15. Yüzyıllar," içinde Osmanlı Uygarlığı II, haz. Halil İnalcık ve Günsel Renda (Ankara, 2004), 496-525.
  • Gönül Tekin, "Fatih Devri Edebiyatı," lstanbul Armağanı: Fetih ve Fatih içinde, haz. Mustafa Armağan (İstanbul, 1995), 161-235.
  • Günay Kut, “Türk Edebiyatında Klasik Dönem," Osmanlı Uygarlığı II, haz. Halil İnalcık ve Günsel Renda (Ankara, 2004), 526-567.
  • E. J. W. Gibb, Osmanlı Şiir Tarihi (3 Cilt) çev. Ali Çavuşoğlu (Ankara, 1998) (İngilizce'de 1900-1909).
  • Halil İnalcık, Şâir ve Patron (Ankara, 2003).
  • Halil İnalcık, Has-Bağçede Ayş u Tarab (İstanbul, 2015).
  • Harun Tolasa, Ahmed Paşa’nın Şiir Dünyası (Ankara, 1973).
  • Harun Tolasa, Sehî, Latîfî, Âşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve Eleştirisi (İzmir 1983).
  • Haluk İpekten, Eski Türk Edebiyatı Nazım şekilleri ve Arûz (Ankara, 1985).
  • Haluk İpekten, Divan Edebiyatında Edebi Muhitler (Ankara, 1996).
  • Haluk İpekten, Türk Edebiyatının Kaynaklarından Türkçe Şu'ara Tezkireleri (Erzurum, 1988)
  • Haluk Gökalp, Eski Türk Edebiyatında Manzum Sergüzeşt-nameler (İstanbul, 2009).
  • Hasan Kavruk, Eski Türk Edebiyatında Mensur Hikayeler (Ankara, 1998).
  • Hatice Aynur, "Osmanlı Edebiyatı (1600-1800)," Türkiye Tarihi 1603-1839: Geç Osmanlı İmparatorluğu (Cilt 3), haz. Suraiya Faroqhi, çev Fethi Aytuna (İstanbu, 2011), 555-597 (İngilizce'de 2006).
  • Mehmet Kalpaklı, haz. Osmanlı Divan Şiiri Üzerine Metinler (İstanbul, 1999).
  • Mustafa Nihat Özön, Türkçede Roman (İstanbul 1936).
  • Rıdvan Canım, Divan Edebiyatında Türler (İstanbul, 2010).
  • Rıdvan Canım, Divan Edebiyatının Kaynakları (İstanbul, 2016).
  • Selim S. Kuru, "Rumi Edebiyat: Bir Yazınsal Geleneğin Oluşumu, 1450-1600," Türkiye Tarihi 1453-1603: Bir Dünya Gücü Olarak Osmanlı İmparatorluğu (Cilt 2), haz. Suraiya Faroqhi ve Kate Fleet, çev. Bülent Üçpunar (İstanbul, 2016), 653-703 (İngilizce'de 2013).
  • Talat Sait Halman, Osman Horata, Yakup Çelik, Nurettin Demir, Mehmet Kalpaklı, Ramazan Korkmaz ve M. Öcal Oğuz (haz.), Türk Edebiyatı Tarihi (4 Cilt) (Ankara, 2006).
  • Walter Andrews, Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı: Osmanlı Gazelinde Anlam ve Gelenek, çev. Tansel Güney (İstanbul, 2000) (İngilizce'de 1985).

Bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]