II. Abdülhamid

II. Abdülhamid
İslâm Halifesi
Emîrü'l-mü'minîn
İki Kutsal Caminin Hizmetkârı
II. Abdülhamid'in portresi, 1899
34. Osmanlı Padişahı
Hüküm süresi31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909
(32 yıl, 7 ay ve 27 gün)
Taç giymesi7 Eylül 1876
Önce gelenV. Murad
Sonra gelenV. Mehmed
Sadrazamlar
113. İslâm Halifesi
Hüküm süresi31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909
Önce gelenV. Murad
Sonra gelenV. Mehmed
Doğum21 Eylül 1842
Topkapı Sarayı, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm10 Şubat 1918 (75 yaşında)
Beylerbeyi Sarayı, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu
Defin1918
II. Mahmud Türbesi, Fatih, İstanbul, Türkiye
Eş(ler)i
Çocuk(lar)ı
Tam adı
Abdülhamid bin Abdülmecid
HanedanOsmanlı Hanedanı
BabasıAbdülmecid
AnnesiTirimüjgan Kadınefendi
Diniİslam
İmza

II. Abdülhamid (Osmanlıcaعبد الحميد ثانی, romanizeAbdü'l-Ḥamīd-i sânî; 21 Eylül 1842 - 10 Şubat 1918), Osmanlı İmparatorluğu'nun 34. padişahı, 113. İslam halifesi ve çöküş sürecindeki devlette mutlak hakimiyet sağlayan son padişahtır.[1] Tahtta kaldığı "Hamidiye Dönemi" diye bilinen yıllarda İmparatorluk, dağılma dönemini yaşadı; başta kısa süreli ilan ettiği I. Meşrutiyet ve Kanuni Esasi ile gelen bir özgürlük dönemine, Balkanlar olmak üzere çeşitli bölgelerde çıkan isyanlara ve Rusya İmparatorluğu'na karşı kaybedilen 93 Harbi'ne, kapatılan parlamentoya pek çok siyasi olaya, "istibdat dönemi" de denen basın da dahil çeşitli alanlardaki baskı ve sınırlama dönemine, sonrasında yine kendinin ilan etmek zorunda kaldığı II. Meşrutiyet'e, 31 Mart Ayaklanması'na ve kendinin dağılmayı engelleme başarısına ulaşamayan eğitim, ulaşım ve askeri alandaki reform girişimlerine tanıklık etti. Devrinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1.592.806 km² toprak ile en çok toprak kaybeden padişahlarından biri oldu.[2][3][4][5][6][7] 31 Ağustos 1876'da tahta çıktı ve 31 Mart Vakası'ndan kısa bir süre sonra, 27 Nisan 1909'da, tahttan indirilene kadar ülkeyi yönetti. Meşrutiyet yanlısı Yeni Osmanlılar ile yaptığı anlaşma ve diğer yandan Tersane Konferansı'nda toplanacak büyük güçlerden gelecek baskıları engelleme amaçlı Tersane Konferansı'nın başlamasıyla aynı gün 23 Aralık 1876'da ilk Osmanlı anayasasını ilan etti ve böylece ülkenin demokratikleşme sürecini destekleyeceğini belirtmiş oldu.[8] 93 Harbi'nde yenilen Osmanlı'nın sultanı II. Abdülhamid, meclisin yanlış kararlar aldığını iddia ederek 14 Şubat 1878'de bu harbin sonuna doğru meclisi feshetti.[8][J]

Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleşmesine yönelik çabalar II. Abdülhamid tarafından devam ettirildi. Bürokraside yapılan reformların yanı sıra Bağdat Demiryolu ve Hicaz Demiryolu'nun inşası gibi projeler bu dönemde yapıldı. Bu demiryolları ve telgraf sistemleri Alman firmalar tarafından geliştirildi.[8] Bu dönemin reformlarında eğitime geniş yer ayrıldı: hukuk, sanat, ticaret, inşaat mühendisliği, veteriner, gümrük, tarım ve dil okulları dahil olmak üzere birçok mesleki okul kuruldu. İmparatorluk genelinde ilk, orta ve askerî okullardan oluşan eğitim ağını genişletti. Osmanlı İmparatorluğu'nun bu dönemlerdeki batık ekonomisi Abdülhamid'in saltanatının ilk yıllarında Düyûn-ı Umûmiye'nin ve Reji İdaresinin kurulmasına yol açtı. Öte yandan iktidarında Düvel-i Muazzama denen büyük güçlerin Karadağ, Sırbistan'dan Tersane Konferansı'na, Girit Meselesi'ne, İlinden İsyanı'na, kadar siyasi pek çok olayda müdahilliği söz konusu oldu. Devlet yine sürekli iç karışıklık isyanlarla, iç çalkantılarla, ekonomik sorunlarla uğraşmak zorunda kaldı.[9] Dış politikada denge politikası izledi ama bunun yanında 1880 sonrası İngiltere ve Fransa'daki Osmanlı karşıtı politika değişiklikleri nedeniyle onlarla yakın ilişkiler yerine Almanya ile yakınlık politikası izlemeye çalıştı.

Şehzadeliği[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Abdülhamid, Sultan Abdülmecid'in Tirimüjgan Kadın Efendi'den (20 Ağustos 1819- 2 Kasım 1853) olan oğludur.[10] Annesi Çerkes'tir.[11] 21 Eylül 1842 yılında, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da, Topkapı Sarayı'nda veya Çırağan Sarayı'nda dünyaya geldi.[12][13] Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce bakımını Abdülmecid'in diğer çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi üstlendi.[10] Piristû Kadın Efendi, Abdülhamid'i de yarım kan kardeşi sayılan henüz 2 yaşında annesi Düzdidil Kadınefendi'nin 1845'te ölümüyle annesiz kalan Cemile Sultan ile birlikte kendi çocuğu gibi büyüttü.[14] Öte yandan bir iddiaya göre dedesi İkinci Mahmud gibi içki ve kadınlara düşkünlük gibi iki kötü alışkanlığı dışında bir sorunu olmayan babası Sultan Abdülmecid çocuklarını, eski dönemlerin şehzadelerinin hapis hayatından çok uzakta, nispeten serbest yetiştirmeğe özen gösterdi. Öyle ki oğulları Reşad, V. Murad ve Abdülhamid'in bir arada V. Murad'ın ikametgâhında oturup zaman geçirip eğlenmelerine bile göz yumdu.[15] Babasının 39 yaş gibi beklenmedik çok genç bir yaşta ölümünden sonra yerine tahta geçen amcası Abdülaziz ise diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamid'in eğitimiyle de yakından ilgilendi.

Amcası, Sultan Abdülaziz ile birlikte şehzadeliği döneminde gerçekleştirdiği Büyük Britanya gezisinde Kraliçe Victoria tarafından Balmoral Kalesi'nde ağırlandığı ana dair çizim, 6 Temmuz 1867

Abdülhamid, Gerdankıran Ömer Efendi'den Türkçe, Ali Mahvî Efendi'den Farsça, Ferid ve Şerif efendilerden Arapça ve diğer ilimleri, Vakanüvis Lütfi Efendi'den Osmanlı tarihi, Edhem ve Kemal paşalar ile Mösyö Gardet'dan Fransızca; Alexandre Efendi, Miralay Lombardi, Paul Dussap Paşa ile Callisto Guatelli'den de piyano, keman ve batı müziğine dönük musikî dersleri aldı.[10][16][17] Gençlik günlerinde veliaht olarak büyük kardeşi Şehzade V. Murad görüldüğü için saray çevrelerinde fazla ilgi görmeyen Abdülhamid, bu nedenle aşırılıktan uzak, sade bir hayat yaşadı.[18][19]

Opera ile ilgilenen, birden çok opera klasik eserlerini Türkçeye bizzat tercüme eden ve tercüme ettiren II. Abdülhamid, II. Mahmud'un zamanında kurduğu Mızıka-yı Hümâyun'dan müzik opera eserleri dinlemeyi seviyordu. Piyano eğitimi almıştı. Amatör olarak yağlı ve sulu boya resim de yapardı.[20] Marangozluk zanaatında da çok maharetli olan Şehzade Abdülhamid, bugün Yıldız Sarayı ve içerisindeki Şale Köşkü ile Beylerbeyi Sarayı'nda görülebilecek birçok yüksek kalite mobilyanın da zanaatkârıdır.[20][21]

II. Abdülhamid kendinden önceki diğer padişahların aksine şehzadeliği sırasında yurt dışı ziyaretlerine çıkmış, tahta çıkmasından 9 yıl önce amcası Sultan Abdülaziz'in 1867 yılında çıktığı Avrupa gezisinde amcasına refakat etti.[10] Bu gezide 30 Haziran - 10 Temmuz 1867 tarihlerinde Paris, 12 - 23 Temmuz 1867 tarihlerinde Londra, 28 - 30 Temmuz 1867 tarihlerinde Viyana ziyaretlerinde bulundu, 21 Haziran 1867'de henüz 24 yaşında iken İstanbul'dan başlayan yolculukları, bu şehirlerin dışında diğer Avrupa başkentleri ve önemli şehirleri de ziyaret edildikten sonra 7 Ağustos 1867 tarihinde yeniden İstanbul'da sona erdi.[22][23][24]

Siyasî olaylar[değiştir | kaynağı değiştir]

Ölümü[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Abdülhamid'in II. Mahmud Türbesi içerisinde yer alan kabri.
Sultan II. Abdülhamid ölümünden birkaç gün önce iki torunu ve yaverleri ile Beylerbeyi Sarayı'nda çekildiği iddia olunan son fotoğrafı (1918)

II. Abdülhamid, 10 Şubat 1918'de her ne kadar bazı tarihçiler zatürre veya veremden öldüğünü iddia etse de, son araştırmalara göre 75 yaşındayken kalp yetmezliği nedeniyle Beylerbeyi Sarayı'nın 8 nolu dairesinde öldü. Mezarı, büyük babası için Divanyolu'nda yaptırılmış Sultan II. Mahmud Türbesi'nde bulunmaktadır.[25][26][27]

Kişiliği[değiştir | kaynağı değiştir]

Fizikî görünüşü ve şahsiyeti[değiştir | kaynağı değiştir]

Abdülhamid uzunca boylu, esmerce tenli, uzunca burunlu, elâ gözlü, hafif kıvırcık sakallı idi. Zekâ ve hafızasının güçlü olduğu, açık bir tarzda konuştuğu, kendine anlatılanları uzun müddet sabırla dinlediği söylenen[28] Abdülhamid, oldukça dindar bir insandı. Kızı Ayşe Sultan, babasının dindarlığını şöyle anlatmıştır:

Babam doğru ve tam dinî itikada sahip bir Müslümandan başka biri değildir. Beş vakit namazını kılar, Kur'ân-ı Kerîm okurdu. Daima camilere devam ettiğini, Ramazanlarda Süleymaniye Camii'nde namaz kıldığını, o zamanlar camide açılan sergilerden alışveriş ettiğini hikâye tarzında anlatırdı. Babam herkesin namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayın husus'i bahçesinde beş vakit Ezân-ı Muhammedî okunurdu. Babamın bir sözü vardı: "Din ve fen" derdi. "Bu ikisine de itikat etmek caiz" olduğunu söylerdi.[29]

Fransızca bildiği kadar 1893-1897 arasında Osmanlı topraklarında ABD büyükelçiliği yapan Terell'e göre[30] İtalyanca'ya son derece hâkim olduğu söylenmektedir.[31]

Çalışma saatleri dışında hobi olarak marangozlukla uğraşırdı. Halkla teması az olsa da özellikle halkla görüşmesi cuma günleri, Cuma Selamlığı ile olurdu. Her Cuma kendi sarayına yakın yaptırdığı Yıldız Camii'ne gelen Sultan burada tebaası ve uluslararası toplum ile temas kurardı. Hasta bile olsa hep buraya cuma namazını kılıp görüşmeye gelirdi.[15] Kendisine karşı 21 Temmuz 1905 günkü suikast girişimi de bu âdetini bilen Ermeni Taşnak örgütünce yine bir selamlık sırasında yapılmıştır. Öte yandan Mustafa Armağan Yıldız sarayında bir bayramlaşma sırasında kaza sonucu hemen yakınına düşen tonlarca ağırlıkta avize karşısında kalabalık paniklerken bile Sultan'ın kılını bile kırpmadan sakin kalabilmesi ve yine 1905 suikastında patlayan bombaya panikleyen kitlelere rağmen sakin kalmasına binaen kendinin cesur bir kişiliğe sahip olduğu iddiasındadır;[32] buna karşın Orhan Koloğlu ise onun buralardaki davranışlarının cesur kişilik özelliği olarak algılanamayacağı zira ne dedesi II. Mahmud, ne amcası Abdülaziz ne babası Abdülmecid kadar sultanın halkın arasına karışma gücünü göstermediğini belirterek burada sayılan eylemlerinde aktif değil pasif bir eylem olduğunu burada cesur değil bunun bir altı pasif hâli olan "metin" olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtir. Nitekim 1905 suikastı sonrasında yayınlanan bildirilerde dahi padişahın cesaretinden değil metanetinden bahsedilmektedir.[33] İlaveten II. Meşrutiyet'in ilanı sırasında, Selanik sürgününde kimi zaman zor kötü duruma düşse dahi padişahın metaneti açıkça görülmektedir.

Bununla birlikte gençliğinde içki içerken sonrasında pek içki içmediği iddia edilmektedir. İçkiyi az neredeyse hiç içmemesinin nedeni Şehzadeliğinde Mehmet Reşad, V. Murad ile birlikte Şehzade V. Murad'ın Maslak'taki köşkünde içkili bir eğlence sonrası dönüş yolunda sarhoş halde iken atlarının ürkmesi ile 1859'da geçirdiği kazadır. Kulaklarında belli işitme sorunu bulunmakta bu işitme sorununun nedeninin o kazaya bağlı olduğunun Sultanca düşünüldüğü iddia olunmaktadır.[15] Ancak keş alkolik derecesinde olmasa da arada sırada rom içkisini çok sevdiği için içtiği kendi torunu Ertuğrul Osman Osmanoğlu ve bazı kaynaklarda iddia edilmektedir:

...Dedem (II. Abdülhamid) rom içerdi, babama (Şehzade Mehmed Burhaneddin) söylerdi, "bak ben bunu içiyorum, çünkü bu yasak değil, Kuran'a bak, orada şarap diyor, şekerden yapılanın bahsi geçmiyor" derdi...[34]

Kendisi kahve ve sigara tiryakisidir. İlaveten Türk tütünüyle yapılan Amerikan sigarası Ateshian'ın tiryakisiydi. Paraya çok düşkün olmasına karşın basit giyinirdi. Bireysel hayatında tutumludur.[Ğ] Louis Vouitton marka bavulları kullanırdı. Padişahlığında yanında bulundurduğu bastonu aynı zamanda bir kama ve hançer olarak kullanılmak üzere silahtı ve her zaman paltosunun cebinde ateşlenmeye hazır bir tabanca taşırdı.[35] II. Abdülhamid kelebek, kuş, böcek, tablo, fotoğraf gibi çeşitli eserlerin koleksiyonculuğunu da yapmaktaydı.[36] Hatta bu koleksiyonlarını da çeşitli amaçlarla kullandı. Mesela Sultan II. Abdülhamid koleksiyonunda yer alan fotoğraflardan yapılmış albümleri diplomatik armağan olarak ülkelere göndermiştir. Bu vesile ile 1819 fotoğraftan oluşan 51 ciltlik albümü hediye olarak 1893-1894 yıllarında Amerikan Kongre Kütüphanesi ve Londra'da Britanya Kütüphanesi'ne göndermiştir. Bir anlamda Sultan fotoğraf albümleri aracılığıyla imparatorluğunun modernleşen yönünü Batı'ya tanıtmak, kendi rejiminin propagandasını yapmak istemiştir.[37] Tablo koleksiyonunu ise Yıldız Sarayına gelen diplomat, Alman Kralı ve elçileri etkilemek için kullanmıştır. Kimi zaman bu misafirlerine küçük resimler de hediye etmekten çekinmemiştir.[36] Öbür yandan pırlanta biriktirmeyi severdi ki bu pırlanta koleksiyonu tartışmalı servetinin öğelerinden biridir.[38] Şadiye Osmanoğlu, babasını sürgüne götürdüklerinde odasındaki sigaraları topladığını ve babasının sevdiği özel sigaraları olduğunu söylemiştir. Sigaradan sonra su içtiği için babasının su çantasını da almıştır. Ancak Abdülhamid, bu su çantasının içinde su olmadığını söylemiştir. Bu çantanın içi, elmaslarla doludur. Anahtarını da sürekli kendi üzerinde taşımıştır. Abdülhamid, kızına küçük bir hediye de ananas içine elmaslar koyarak vermiştir. Yine Yıldız Sarayı'nın içinde bir hayvanat bahçesi bulunmaktadır. Genelde gri renkli bir palto giyer ve hafif yakası kabarık bir din adamı görüntüsü kendine verirdi. Ancak esasında bu paltoyu yanında taşıdığı tabancasını saklamak için kullanırdı. Leylak ve menekşe karışımı parfüm kullanırdı.[35][39][40][41]

Abdülaziz sonrası, Yıldız Mahkemeleri sırasında Yozgatlı Mustafa Pehlivan'ı da yargılayıp Taif'e sürüp İstanbul'da bir süre güreşi yasaklasa da; İstanbul'daki güreş yasağı, 2. Abdülhamid'in bütün saltanat yıllarını, özellikle 1890'dan sonraki seneleri kapsamamıştır. 1890 ve sonrasında Padişah, güreş yanı sıra diğer spor faaliyetlerine de yumuşak ve olumlu bir tutum içine girdi. Nitekim ilk Türk spor kulübü olarak 1903'te Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü'nün kurulması bunun örneğidir. Zira Yıldız Sarayı'nın bulunduğu Beşiktaş, o tarihlerde 2. Abdülhamid'in güvenliğine en çok ilgi gösterdiği bölgeydi. Orada spor toplantısına ve kulüp oluşturulmasına izin vermesi, spor faaliyetlerinde şüpheli şey görmedikçe toplantılara karşı olmadığını kanıtlamaktadır. Ülke genelinde İstanbul'da Kırkpınar dahil spor müsabakalarına izin vermiş hatta Rusların ünlü pehlivanı Pytlasinsko'yu mağlup eden Kara Ahmet pehlivan gibi bir kısım güreşçileri saraya davet etmiş, ayrıca nişan vererek ödüllendirmiştir.[42] 1905'te Galatasaray, 1907'de Fenerbahçe Spor Kulübünün kurulmasına da kendi izin vermiştir.

Gençliğinde binicilik, yüzme, atıcılık, güreş gibi sporlar yaptı. Tiyatro ve operaya ilgi duyardı. Bununla ilgili olarak kendi ağzından Doğu müziği yerine Batı müziği sevgisini kendi şu şekilde ifade etmiştir:

Musikiyi hem severim, hem de anlarım, evvela şunu söyleyeyim ki güzel nota bilirim. Sonra oldukça iyi piyano ve biraz keman çalarım alaturka (doğu) musikiden pek o kadar hoşlanmam, insana uyku getirir. Alafranga (batı) musikiyi tercih ederim. Bilhassa opera ve operetler pek hoşuma gider..."[43][44]

II. Abdülhamid Yıldız Sarayı'nda yaptırdığı tiyatroda çeşitli oyun ve operaları hususî olarak getirtir ve ailesiyle birlikte seyrederdi, kendi babası Abdülmecid'i müzikte örnek almaya çalışmıştır. Ancak hiçbir zaman onun seviyesine erişememiştir. Zira musikiyi bir sanat olarak değil, bir eğlence unsuru olarak görmüş, sarayda musikinin gelişmesi için ileriye dönük hiçbir yeterli çalışma yapmamıştır.[44] En sevdiği çalgılar piyano,keman ve viyolonsel idi bu çalgıları çalan sanatçıları el üstünde tutardı.[44] Mesela Kemancı Vondra Bey'i kendi Paris'e gönderip yıllarca eğitim almasını sağlamıştır. Buna karşın ana enstrümanı flüt olan Saffet Atabinen gibi müzikal kabiliyeti yüksek, 1908'de mızıkayı hümayun'un başına geçecek birini sadece 1 yıl için Paris'e göndermiştir. Başkada yurtdışına gönderdiği kişi yoktur. Viyolonsel çalan Hacı Arif Bey'in oğlu Tamburî Cemil Bey'e de çok değer verdiği, gözde sanatçısı olduğu bilinmektedir. Cemil Bey'den özellikle viyolonsel ile sık sık sevdiği küçük romantik parçaları çalmasını isterdi.[45] 1887 yılında kemancı Vondra Bey Paris'ten döndüğünde, Abdülhamid, sarayda sanatçı onuruna bir davet vermiş ve bu törende hazır bulunmuştur. Toplantıda şehzadelerinden Burhaneddin Efendi (piyano), Abdürrahim Efendi (viyolonsel) ve Tevfik Efendi (keman) küçük bir konser vermişlerdir.[45] Kendi şehzadelerinin de müzik eğitimi, birer müzik aleti çalması için çaba sarf etmiştir.

Her ne kadar Batı müziği kadar pek bir hevesi olmasa da Türk sanat müziğini elden geldiğince koruyup himaye eden son Osmanlı padişahıdır.[45] Hacı Arif Bey'in şarkılarını ve okumasını sevdiği bu yönde oğlu Tamburi Cemil Bey'in Mızıkayı Hümayun'da Viyolonsel Bölümüne yazdırıp yetiştirilmesine ön ayak olduğu bilinmektedir. Zira Arif Bey, onu şehzadeliğinde kucağında taşıyacak kadar hanedana yakın bir müzisyendi. Yılmaz Öztuna bu yakınlığı şöyle anlatmaktadır:

Sık sık Perestu Valide Sultan'la görüşürdü. Fakat padişahın bütün ilgisine rağmen ona her zaman şımarık ve pervasız davranmıştır. Bir keresinde Arif Bey, kendinden şarkı söylemesini isteyen Abdülhamid'e "Sanatta îrade-i Hümayun geçmez" demiş, buna çok canı sıkılan Abdülhamid, onun sarayın bir odasına hapsedilmesini buyurmuştur. 50 gün sonra Mehmet Şadi Bey'in;

Ahteri düşkün garibü aşık-ı avareyim

Padişahım sen dururken ben kime yalvarayım

mısralarıyla bestelediği, Nihavend makamındaki, Ağır Aksak şarkısını, Rif'at Bey vasıtasıyla padişaha dinleten Arif Bey'i Abdülhamid affetmiş ve ona Türk Müziğindeki öneminden dolayı, her zaman gereken saygıyı göstermiştir. İran Şahının, Arif Bey'i İran'a davet etmesi üzerine, Abdülhamid "onun yeri boş kalır" diyerek daveti reddetmiştir. (onu göndermemiştir)[45]

Ancak yine de Arif bey'in ömrünün son döneminde Abdülhamid'e ufak bir küskünlüğünün olduğu bilinmektedir.

Diğer önemli himaye ettiği besteciler Dede Efendi'nin torunu muhayyerkürdi makamını ilk defa kullanan Rifat Bey (1820- 1888), İsmail Hakkı Bey (1866-1927) dir. Abdülhamid II döneminin diğer ünlü Türk Müziği bestekarları; Zekai Dede Efendi (1825-1897), Giriftzen Asım Bey (1852-1929), Hacı Faik Bey (1831-1891), Rahmi Bey (1865-1924), Rauf Yekta bey (1871- 1935), Lemi Atlı (1869-1945), Dr. Suphi Ezgi (1869-1962) II. Abdülhamid tarafından önemli resmi görevlere getirilmiştir.[45] Bunun yanında II. Abdülhamid 1876'da Yesarizade Necip Ahmed Paşa'ya Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk sözlü ve tahta kaldığı 1876-1909 yılları arası milli marşı olan Hamidiye Marşı'nı besteletmiş, güftesini de Notacı Hacı Emin Bey'e yaptırmıştır.[46]

II. Abdülhamid'in idam cezasını sevmediği açık olmakla birlikte, idam cezalarını uygulatmadığı[47] ve sürekli suçluların her kesimini kapsayacak, idamı engellemeye yönelik af çıkardığı konusundaki bilgi ve iddialar yanlıştır.[48] Zira son yapılan araştırmalara göre 1876-1908 arası siyasi suçlular dışında toplam 130 adet verilen idam cezasının sadece 1'inin infaz edilmeyip küreğe çevrildiği 129'unun infaz edildiği görülmektedir.[47] Bu durumda II. Abdülhamid'in siyasi suçlular dışında bir zümrede ceza hafifletmesine girişmediği gözükmektedir. 1896 yılındaki umumi af gibi sıklıkla af çıkarmıştır, fakat bu afları da genelde siyasi suçlular için ilan etmiştir.[48]

Panislamizm düşüncesi[değiştir | kaynağı değiştir]

1897'de 1898'e kadar Kâbe'nin Tevbe Kapısı'na asılan kitabeden bir örnek. II. Abdülhamid'in Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mısır'da yapılmıştır. Onun adı Kuran'dan bir ayetin ardından beşinci satıra iliştirilmiştir.[49]

Her ne kadar bu yönde tartışmalar sürse de genel savunulan görüşlerden biri II. Abdülhamid'in, Tanzimat'ın fikirlerinin imparatorluğun farklı halklarını Osmanlıcılık gibi ortak bir kimliğe getiremeyeceğine inancı ile hareket ettiği yönündedir. Bu görüşe göre yeni bir ideolojik bir görüş olarak Ümmetçilik (İttihad-ı İslam) yani Panislamizm görüşünü II. Abdülhamid benimsemiştir.[49]

1517'den itibaren Osmanlı padişahları da ismen halife olduğu için bu gerçeği yaymak istemiş ve Osmanlı Halifeliğini vurgulamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki büyük etnik çeşitliliği gördü ve Müslüman halkını birleştirmenin tek yolunun İslam olduğuna inanıyordu. Avrupa güçleri altında yaşayan Müslümanlara tek bir yönetim biçimi altında birleşmelerini söyleyerek Panislamizm'i teşvik etti. Bunu Arnavut, Boşnak Müslümanlar aracılığıyla Avusturya'ya, Tatarlar ve Kürtler aracılığıyla Rusya'ya, Faslı Müslümanlar aracılığıyla Fransa'ya ve Hint Müslümanlar aracılığıyla İngiltere'ye olmak üzere birçok Avrupa ülkesine karşı bunu silah olarak kullanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda yabancıların etkin bir yönetime engel olan ayrıcalıkları kısıtlandı. Saltanatının en sonunda, stratejik olarak önemli İstanbul-Bağdat Demiryolu ve İstanbul-Medine Demiryolu'nun inşasına başlamak için nihayet fon sağladı ve Hac için Mekke'ye seyahati daha verimli hale getirdi. Görevden alındıktan sonra Jön Türkler tarafından her iki demiryolunun da yapımı hızlandırılmış ve tamamlanmıştır. Misyonerler, İslam'ı ve Halife'nin üstünlüğünü vaaz eden uzak ülkelere gönderildi. Pan-İslamizm politikası o dönemi değerlendiren Batılı bazı tarihçilere göre önemli bir başarıydı. Zira Yunan-Osmanlı savaşında sadece Türkler değil birçok Müslüman halk zaferi kutladı[50] ve Osmanlı zaferini Müslümanların zaferi olarak gördü. Savaştan sonra Müslüman bölgelerde çıkan ayaklanmalar, lokavtlar ve Avrupa'nın sömürgeleştirilmesine karşı çıkan itirazlar gazetelerde yer aldı.[50][51] Öte yandan II. Abdülhamid "Batıda Müslüman Arnavutları, güneyde Müslüman Arapları ve doğuda Müslüman Kürtleri devletin sınırları içinde tutmaya çalışmıştır. Bunu ancak aşiretler aracılığıyla yapabileceğini bildiğinden Arnavutlar için "Saray Muhafız Alaylarını", Arap aşiretler için "Aşiret Mektebini" ve Kürt aşiretler için "Hamidiye Alaylarını" kurmuştur.[52] Doğu Anadolu'da bir kısım ümmetçi görünüm altında eğitim vs. yatırımları, aşiretlerden bir kısım kimseleri kendi nüfuzuna alması Kürtler arasında Kürtlerin Babası (Bavê Kurdan) diye anılmasını bile sağladı.[53] Bu arada Güney Afrika, Hindistan, Endonezya ve Japonya dahil çeşitli ülkelere İslamı yayma adı altında din adamları ve dini kitaplar gönderildi. Güney Afrika'da 1882'de Abdülhamid'ce inşa ettirilen Nur-ul Hamidiye Camii ve 1905 ile 1906'da buraya 2 defa gönderilen İstihbaratçı aynı zamanda din adamı Muhammed Ali Efendi[54][55] ve Endonezya'ya gönderilen ve Hollanda'nın sonrasında Açe Sultanlığı'na gizli yardım ettiğinden bahisle geri çağrılmasının istenmesi akabinde geri çağrılan Mehmet Kamil Bey buna örnek verilebilir.[56] Ama panislamizm düşüncesinden ayrı yurtdışına kişiler gonderdiği de olmuştur her ne kadar payitaht Abdülhamid adlı dizide abartıldığı gibi işleri olmasada Küba'ya, Küba halkı, ABD-İspanya arasındaki gerilim izlemek üzere Çin görevinden önce Nazım Hikmet'in de dedesi olan Hasan Enver Paşa başkanlığında bir heyeti oraya göndermiş ve raporlar tanzim ettirmiştir. Bu heyetin yinede gönderilme amacı tam belli değildir; iddialara göre Küba da 30 yıldır İspanya'ya karşı bağımsızlık savaşı yürütüyordu ve 2.Abdülhamid Küba'da iç isyanlar ve sonrasında izlenen politikaların Girit Sorununun çözümünde etkili olabileceği düşüncesi ile bu heyeti göndermiştir. Hasan Enver Paşa, ABD'den izinle İspanya-Amerika Savaşı, Küba cephelerini de ziyaret etmiştir; ancak aynı yıl bir iddiaya göre muhtemelen bir cepheyi ziyarette yaralanmış veya süresi bittiği hastalandığı için Abd'ye geçerek bir sürede orada bulunarak oradan Istanbul'a dönerek görevi sona ermiştir. [57][58]

II. Abdülhamid İslamcı görüntüsü ve Müslümanların koruyucusu imajını güçlendirmek amacıyla sıklıkla Avrupa'da da güç gösterileri ve İslam sembollerine aykırı piyesleri yasaklattırma uğraşısı da vermiştir. 1741'de meşhur Fransız yazar Voltaire (1694-1778) tarafından kaleme alınan ve 1800'lerin sonlarında Paris'te sahneye konan "Muhammed yahut Taassub" isimli, Muhammed'e hakaret içeren eseri durdurmak amaçlı işi siyasi boyuta taşıyacağı yönünde Fransız hükûmetine 1881'de çekilen protesto notaları ile kaldırtılmasının sağlanması, aynı şekilde Henri de Bornier'in 1888'de yazdığı Muhammed isimli oyununun 1890'da kaldırılması, İngiltere, ABD vs. ülkelerde gösteriminin engellenmesi[59][60] Bolirci Fabris'in "II. Mehmed" adlı, Fatih Sultan Mehmed'i kötüleyen oyununun değiştirilmesi veya gösterimden kaldırılması için yaptığı çabalar Hint Müslümanlar ve İngiltere'deki Müslümanlardan takdir almasını sağlamıştır.[61] Bu uğurda Fransa'da Osmanlı protesto notasını ciddiye alıp Bornier'in eserini yasaklatan Fransız Cumhurbaşkanı Sadi Carnot'a Mecidiye nişanı bile kendi vermiştir.[62]

Yine II. Abdülhamid'in Müslüman duygularına yaptığı çağrılar, imparatorluk içindeki yaygın hoşnutsuzluk nedeniyle her zaman çok etkili olmadı. Mesela Ortadoğu'da Kuveyt, Bahreyn gibi Arap emirliklerindeki sorunlar giderilemedi, aksine isyanlar baş gösterdi; Yemen'de de benzer bir durum söz konusu oldu 1870'de isyan çıkan Yemen'de bunun sonrasında II. Abdülhamid döneminde 1911'deki isyan öncesinde 1886, 1895-1897, 1904-1906'de olmak üzere büyük isyanlar görüldü ve bu isyanlar özellikle 1904-1906 Yemen isyanı güçlükle bastırıldı.[63] Yine başkente daha yakın, orduda ve Müslüman nüfus arasında bir sadakatin varlığı ayrıca bir baskı ve hafiyelik sistemi ile sağlanabilmişti. Bunun yanında II. Abdülhamid'in Said Nursi gibi bazı din adamları ile ters düştüğü,[53] Mısır'da Müslüman Kardeşler'in düşüncelerinin ideologlarından ikisi olan Cemaleddin Efganî'yi İstanbul'a getirip ona bazı İslam ile ilgili raporlar düzenlettirse de Panislamizm konusunda benzer düşüncelerine karşın göz hapsinde tutturduğu ölümüne kadar İstanbul'dan ayrılmasına izin vermediği ve haberleşmesine sınırlamalar getirdiği, Muhammed Abduh ile aralarında sorunlar olduğu bilinmektedir. Ayrıca Panislamist görüşü savunan o dönemin gazetecisi Mizancı Murad ile de sorunları bulunmaktadır.[64] [N]

Osmanlı Türkçesinde yaşanan sorunlar akabinde Arap harfleri yerine Latin harflerinin kullanımı konusunda da ciddi tartışmalar yaşandığı, II. Abdülhamid'in bu konuda şahsen bir çalışma başlatıp ancak gelebilecek tepkilerden çekinilmesi neticesinde bu çalışmalardan vazgeçtiği, Osmanlı Türkçesinde yazı dilince Arapça ve Farsça halkın anlamasını zorlaştıran kelimeler yerine Türkçe kelimelerin kullanılması yönünde talimatlar gönderdiği de bilinmektedir.[65][66][67][68] Bunun yanında medreseler yerine modern eğitim kurumlarında eğitimi kendi desteklemiş ve bu yönde okullar açmış, müfredatlarının modernleşmesine gayret göstermiştir. Yine tarihçi Metin Hülagü, Fatih Altaylı'nın Teke Tek programında 1 Temmuz 2020 tarihli demecinde kendinin muhafazakar bir çizgisi de olsa açık saçık bile olsa operet ve tiyatroları dinleyip ilgi gösterdiğini ve yine Alman Kayzeri II. Wilhelm'in İstanbul ziyareti sırasında kendini ve eşini karşılayıp, eşinin koluna girip ayrı bir arabaya kendi ile birlikte oturup, ilgili yere gidene kadar sohbet edecek kadar siyasi ve diplomatik ama o günkü beklenen muhafazakarlık anlayışının dışında bir harekette bulunduğunu bu yönden modernlik ve açık fikirliliğinin söz konusu olduğundan söz etmektedir.[69] Ayrıca II. Abdülhamid'in bir gayrimüslim düşmanı olarak lanse edilmesi de pek mümkün olmayıp aksine pek çok kritik görev ve mevkiye, kendi özel işlerine müslümanlardan çok Hristiyan Rum (örn:Agop Kazazyan Paşa-Maliye Nazırı;Aleksandır Karatodori Paşa Hariciye Nazırı-Bayındırlık Nazırı) ve Ermeni (örn:Artin Dadyan Paşa-Hariciye Nazırı), hatta İtalyanları (örn. Raimondo D'Aronco (saray mimarı)), Bulgarları hatta Musevileri (Sami Günzberg (kendi şahsi diş hekimi)) atadığı da bilinmektedir.[70]

Projeleri ve icraatları[değiştir | kaynağı değiştir]

Gerçekleştiremediği projeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Abdülhamid 20. yüzyılın başlarında İstanbul'da Haliç'e, dahası Boğaziçi'ne birer köprü yaptırmayı düşündü, bunun için projeler hazırlattı. Ferdinand Arnodin (1845-1924) adlı Fransız mimarın 1900 tarihinde bir, Boğaziçi Demiryolu Kumpanyası'nın iki Boğaz köprüsü projesi, gerçekleştirilememiş olsa da, en azından belgeleri, çizimleri, resimleri bulunmaktadır.[71][72]

Gerçekleşemeyen ama projesi çizdirilen, yapılabilirliği çıkartılan ve ihalesi yapılarak inşasına başlanan projelerden birisi de Yemen Demiryolu'dur. Raporu 1898'de o zamanlar Yemen Valisi olan (sonradan Sadrazam olan) Hüseyin Hilmi Paşa vermiş ve 2.Abdülhamid sonrası 1911 yılında inşasına başlanmıştır. Ancak İtalyan kuvvetlerinin Trablusgarp Savaşı sırasında Yemen'deki Cebane limanını topa tutmasıyla ve malzemelerin nakline yönelik lojistik sorunlar, Şeyh İdrisi ve Şeyh Yahya isyanları nedeniyle çalışmalar durmuş, proje iptal edilmiştir.[73][74]

Sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeler[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Abdülhamid'in padişahlığı döneminde sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerden bazıları şunlardı;

  1. Mülkiye (Siyasal Bilgiler), Fakülte düzeyine getirilerek açıldı.
  2. Memurlara sicil tutulmaya başlandı.
  3. Eski Eserler Müzesi açıldı.
  4. Hukuk Fakültesi açıldı.
  5. Divan-ı Muhasebat (Sayıştay) kuruldu.
  6. Güzel Sanatlar Fakültesi açıldı.
  7. Hamidiye Ticaret Mekteb-i Alisi günümüzdeki adıyla İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi açıldı.
  8. Yüksek Mühendislik Fakültesi açıldı.
  9. Dârülmuallimât (Kız Öğretmen Okulu) açıldı.
  10. Terkos Suyu hizmete girdi.
  11. Bütün yurtta İdadiler (Lise) açılmaya başlandı.
  12. Ziraat Bankası kuruldu.
  13. Bursa'da İpekhane açıldı.
  14. Halkalı Ziraat ve Veterinerlik Fakülteleri (Halkalı Ziraat ve Baytar Mekteb-i Âlisi) açıldı.
  15. Bursa Demiryolu hizmete girdi.
  16. Aşiret Okulu açıldı.
  17. Bütün yurtta Rüşdiyeler (Ortaokul) açılmaya başlandı.
  18. Kudüs Demiryolu hizmete girdi.
  19. Ankara Demiryolu hizmete girdi.
  20. Hamidiye Kâğıt Fabrikası kuruldu.[75][76]
  21. Kadıköy Gazhanesi kuruldu.
  22. Beyrut'ta liman ve rıhtım inşa edildi.
  23. Osmanlı Sigorta Şirketi (Osmanlı Umum Sigorta Şirketi)[77] kuruldu.
  24. Kadıköy Su Tesisatı hizmete girdi.
  25. Selanik-Manastır Demiryolu hizmete girdi.
  26. Şam Demiryolu hizmete girdi.
  27. Eskişehir-Kütahya Demiryolu hizmete girdi.
  28. Galata Rıhtımı inşa edildi.
  29. Beyrut Demiryolu hizmete girdi.
  30. Darülaceze (Kimsesizler yurdu) hizmete girdi.
  31. Mum Fabrikası kuruldu.
  32. Afyon-Konya Demiryolu hizmete girdi.
  33. Sakız Adası'nda Liman ve Rıhtım inşa edildi.
  34. İstanbul-Selanik Demiryolu hizmete girdi.
  35. Tuna Nehri'nde Demirkapı Kanalı açıldı.
  36. Şam-Halep Demiryolu hizmete girdi.
  37. Şişli Etfal Hastanesi hizmete girdi.
  38. Hicaz Telgraf hattı kuruldu.
  39. Hama Demiryolu hizmete girdi.
  40. Basra-Hindistan Telgraf hattı Beyoğlu'na bağlandı.
  41. Hamidiye Suyu hizmete girdi.
  42. Selanik'te Liman ve Rıhtım inşa edildi.
  43. Haydarpaşa Liman ve Rıhtımı inşa edildi.
  44. Maden Fakültesi açıldı.
  45. Şam Tıp Fakültesi açıldı.
  46. Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi açıldı.
  47. Trablus-Bingazi Telgraf hattı kuruldu.
  48. Konya Ereğlisi'nde demiryolu hizmete girdi.
  49. Trablus Telsiz İstasyonu kuruldu.
  50. Bütün yurtta Telsiz İstasyonları kuruldu.
  51. Medine Telgraf Hattı kuruldu.
  52. Şam'da Elektrikli tramvay hizmete girdi.
  53. Hicaz Demiryolu hizmete girdi. 27 Ağustos'ta İstanbul'dan kalkan tren, 3 gün sonra Medine'ye ulaştı.
  54. İlk rakı fabrikası Tekirdağ yolu üzerinde Umurca çiftliğinde açıldı.[78][79]
  55. İlk bira fabrikası Bomonti açıldı.[80]

Ailesi[değiştir | kaynağı değiştir]

Eşleri

Kızı Ayşe Sultan'a göre, babası II. Abdülhamid'in 13 eşi olmuştur.[81] Bazı kaynaklara göre ise, bu sayı 16'dır.[82]

II. Abdülhamid'in aile soyağacı
Kadın Efendileri
  1. Nâzikedâ Kadınefendi: Başkadınefendi
  2. Bedrifelek Kadınefendi: İkinci Kadınefendi
  3. Safinaz Nurefzun: İkinci Kadınefendi
  4. Bidâr Kadınefendi: İkinci Kadınefendi
  5. Dilpesend Kadınefendi: Üçüncü Kadınefendi
  6. Mezîde Mestan: Üçüncü Kadınefendi
  7. Emsalinur Kadınefendi: Üçüncü Kadın Efendi
  8. Müşfika Kadınefendi: Dördüncü Kadınefendi
İkballeri
  1. Sazkâr Hanım: Baş İkbal
  2. Peyveste Hanım: İkinci İkbal
  3. Fatma Pesend Hanım: Üçüncü İkbal
  4. Behice Hanım: Dördüncü İkbal
  5. Saliha Naciye Hanım: Dördüncü İkbal
Gözdeler
  1. Dürdane Hanım: Baş Gözde
  2. Calibos(Caliboz) Hanım
  3. Simperver(Nazlıyâr) Hanım
  4. Nevcedid Hanım
  5. Bergüzar
  6. Levandit
  7. Ebru
  8. Sermelek
Erkek çocukları
  1. Mehmed Selim Efendi, Bedr-i Felek Kadın Efendi'nin oğlu
  2. Ahmed Nuri Efendi
  3. Mehmed Abdülkadir Efendi
  4. Mehmed Burhaneddin Efendi
  5. Abdürrahim Hayri Efendi, Peyveste Hanımefendi'nin oğlu
  6. Ahmed Nureddin Efendi
  7. Mehmed Nureddin Efendi (22 Haziran 1901 veya 1900- 1903)[83] Kendisi aynı zamanda II. Abdülhamid'in oğlu şehzade Ahmed Nureddin Efendi'nin de ikiz kardeşidir.[84] Onun da annesi, aslen Gürcistan'dan olan Behice Hanım'dır. İkiz kardeşi Ahmed Nureddin Efendi'den birkaç dakika küçüktür. İkiz kardeşinden ayırt etmek için birine kırmızı, diğerine mavi kurdele bağlandı.[85] Ancak ikiz kardeşi Ahmed Nureddin Efendi 1945 yılına kadar yaşarken; Mehmed Bedreddin Efendi ise henüz bebekken 2 yaşında 1903'te menenjit hastalığından vefat etmiş ve Yahya Efendi'nin mezarlığına defnedilmiştir.[85] Kardeşi Ahmed Nureddin Efendi, onun adını anısını yaşatmak için ismini kendi oğluna vermiş, ancak o da daha henüz bebekken Paris'te ölmüştür.
  8. Mehmed Abid Efendi, Saliha Naciye Hanımefendi'nin oğlu
Kız çocukları
  1. Ulviye Sultan
  2. Zekiye Sultan
  3. Naime Sultan
  4. Naile Sultan
  5. Şadiye Sultan
  6. Ayşe Sultan
  7. Refia Sultan
  8. Hatice Sultan - (10 Temmuz 1897, Yıldız Sarayı, İstanbul - 14 Şubat 1898), annesi Fatma Pesend Hanımefendi'ydi. 7 aylıkken difteriden ölmüş, Yahya Efendi Türbesi'nde defnedilmiştir. Abdülhamid, kızının ölümünden duyduğu üzüntüden dolayı hatırasına Hamidiye Etfal Hastanesini (günümüzdeki Şişli Etfal Hastanesi) yaptırmıştır.
  9. Aliye Sultan (y.1900). Bebekken ölmüştür.
  10. Cemile Sultan (y.1900). Bebekken ölmüştür.
  11. Samiye Sultan
  12. Saliha Sultan

Tartışmalı serveti[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Abdülhamid'in diğer bir tartışmalı hususu serveti üzerinedir. Zira II. Abdülhamid şehzadeliğinden beri, tıpkı Abdülaziz ve V. Murat gibi borsa oyunlarına son derece meraklıydı. Ancak bu padişahlar içinde servetini katlayan kişi II. Abdülhamid olmuştur. Kendisi 9.000 altınlık almakta olduğu harcırahını katlamakla kalmamış tahta çıkışı anında o zamanki Osmanlı parasıyla 60.000 Lira tutan harcamaları bizzat kendi cebinden ödemiştir. Taht sırasında 100.000 altın servetinin olduğundan bahsedilmektedir. Rum asılı Yunan Vatandaşı Banker Yorgo Zarifi, tahta çıktıktan sonra ise oğlu Leonidas Zarifi, Abdülhamit'in parasını şehzadeliğinden değerlendirenler arasındaydı.[86] Kazandığı paralarla altın tahvil almış hatta Anadolu Şimendifer ve Selanik Limanından bile tahvil alarak kara ortak olmuştur. Yine büyük çiftliklere sahip olmuştur. Boya, koyun ve buğday ticareti ile de uğraşmaktadır.[86][87] Yine faize parasını yatırdığı, karşı işlerde parasını kullandığı baş mabeycisinin tuttuğu anılarında da belirtilmektedir.[88] Osmanlı Maliyesinde Padişahların mülkleri ile ilgilenen Hazîne-i Hâssa Nezâreti denen bir nezaretçe yönetiliyordu. Hazine-i Hassa, şehzadeliği senelerinde mal edinmeye ve tasarrufa meraklı olduğu bilinen Abdülhamid'in 1876'da tahta geçmesinin ardından şekil değiştirmeye başladı. "Emlâk-i Şahâne" denen ve tek bir kişiye değil, hanedana ait olan gayrimenkullerin çoğu Hazine-i Hassa'ya devredildi ve tapuları Sultan Abdülhamid'in adına çıkartıldı.[89] Tartışmalarda biri de bu şekilde başlamıştır. Zira Abdülhamid'in babası Abdülmecid de dahil hiçbir Osmanlı Padişahı "Hazine-i Hassa", "Emlak-i Şahane", "Emlak-i Hümayun" gibi adlarla muhasebeleştirilen taşınmazlardan elde edilen gelirleri kendi mülkiyetine almayı düşünmemiş doğrudan hazineye devretmiştir. Abdülmecid kendi parasıyla satın aldığı Resülayn Çiftliği'nin tapusunu bile hazineye kalsın diye üzerine almamıştır aynı şekilde Abdülhamid'in kardeşi Vahdettin'in mülkiyetinde bir handan başka taşınmazı yoktur. Buna karşın II. Abdülhamid ise tahta geçtiğinde Hazine-i Hassa'nın başına Agop, Ohannes ve Mihail Portakal Paşaları sırası ile koymakla kalmamış imparatorluğun hemen her köşesindeki sahipsiz araziler, çiftlikler ve gelir getiren daha birçok yer fermanlarla bu özel hazinenin mülkiyetine geçirilip, bir kısmının tapuları da yine Sultan Abdülhamid'in adına çıkartılmıştır.[89] Hatta bununla da yetinilmeyerek babası Abdülmecid'in hazineye devrettiği Resülayn Çiftliği ve diğer taşınmazların tapusunun bile kendi üzerine alındığı iddia edilmekte ve bazı kimselerce kardeş hakkını mirasta ihlal, zimmete mal geçirmekle de suçlanmaktadır.[90][91] 1903 yılında II. Abdülhamid'in dünyanın en zengin 3.kişisi olduğu ise Mehmet Metin Hülagü gibi bazı tarihçilerce iddia edilmekte ve Deutsche Bank of Berlin, Reichsbank; İngilizlerin The Bank of England; Amerikalıların New York Bank ile Fransa'da bilinmeyen bir bankada 250 milyon dolara yakın servetinin olduğu,[35] Türkiye ve Osmanlı toprakları üzerinde kurşun madenlerinden çiftliklere Anadolu'da pek çok gayrimenkulün tapusunun sahiplerinden olduğu söylenmektedir. Şensözen II. Abdülhamid'in sahip olduğu tapuların 11.000 olduğunu iddia ederken[90] Hülagü ise yaklaşık taşınmaz malvarlığını şu sözlerle belirtmektedir:

''...Abdülhamid'in Anadolu'da 2 bin 300'den fazla taşınmaz kaydı mevcut. Bu taşınmazların 1 milyon 250 bin dekarı halen 2. Abdülhamid'in üzerinde kayıtlı bulunuyor. Balkanlar'da 4 bin 280 taşınmaz kaydı söz konusu. Bu taşınmazların 220 bin dekarı halen 2. Abdülhamid'in üzerinde gözüküyor. 560 bin dekar ise Balkan ülkelerinin hazinesine kayıtlı. Suriye'de 390, Lübnan'da 333, Filistin'de 223, Irak'ta 83, Arabistan'da 60, İsrail'de 10, Libya'da da 8 olmak üzere toplam bin 107 kayıt söz konusu. Bu kayıtlardan 3 milyon 482 bin dekarı halen 2. Abdülhamid adına kayıtlı. Kadıköy Rıhtımı aslında 2. Abdülhamid'in kişisel malı. Alemdağ Ormanları, Hekimbaşı, Beykoz, Kurbağalı Dere'de çiftlikler ile Beşiktaş ve Tophane'de dükkanları da var. Selanik'in yarısından fazlası Abdülhamid'in kişisel mal varlığı... Yalova, Yenişehir, Aydın'ın yanı sıra Kudüs, Halep, Hama, Humus, Basra, Erbil, Kerkük, Dicle, Amara, Bağdat, Medine'de çok sayıda arazi ve çiftlik ile İzmit Köy Ormanları, Selanik Beyaz Kule, Arnavutluk Yanya, Vardar Ovası'nın büyük kısmı II. Abdülhamid'in kişisel mal varlıkları arasında..."

Prof Dr.Mehmet Metin Hülagü[35]

Bununla birlikte Metin Hülagü II. Abdülhamid'in, özellikle yurt dışındaki arazileri petrol stratejisinden dolayı satın aldığı, bu topraklar işgal edilse bile, şahsi malların gasp edilemeyeceğini göz önüne alarak birçok arazi ve taşınmazı kendi mülkü haline getirip işgalden kurtarmaya çalıştığı iddiasındadır.[35] Mustafa Armağan da bu görüştedir. Buna karşın Şensözen, Soner Yalçın gibi bir kısım gazeteci, araştırmacı ve tarihçiler ise aksi görüştedir. Kendisinin kardeş payını vermeme, kardeşlerinin elinden mirası almaya çalışma, devletten ve halktan mal kaçırma yaptığı gibi zımni veya doğrudan iddialarda bulunmaktadır.[86] II. Meşrutiyet'in ilanı akabinde 8 Eylül 1908'de II. Abdülhamid elindeki bir kısım mal ve gelirlerini devlet hazinesine devretti. 31 Mart olayı sonrasında II. Abdülhamid'in tapuya kayıtlı mallarının çok büyük bir kısmı ise İttihat ve Terakki liderleri ile gelen hükûmetçe devlet hazinesine geçirildi. Ancak Sultan Vahdettin 8 Mart 1920'de çıkardığı bir kararnameyle bu malları tekrar Hazine-i Hassa'ya iade etmiştir. Böylece II. Abdülhamid'in ailesine miras hakkı doğmuş gibi gözükse de işgal güçleri ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Sevr Antlaşması'nın 240. maddesi ile bu mallara el koyulacağını belirtmiştir. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun imzaladığı bu anlaşmayı Türkiye Cumhuriyeti kabul etmemiş neticede Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması akabinde anlaşma yürürlüğe girmemiştir.[86] Bu sebeple gerek yurtiçi ve gerekse yurtdışında pek çok dava mirasçılarca açılmış ancak bu zamana kadar mirasçıların çoğu bir başarı elde edememiştir.[86][89]

Öte yandan 1930'da ABD'deki bazı basın organlarında, dokuz dul eşi ve on üç çocuğuna, beş yıl süren bir davanın ardından mülkünden 50 milyon ABD doları verildiği, mülkünün 1.5 milyar ABD doları değerinde olduğu iddia edilmiştir.[92]

1908'de II. Abdülhamid adına yurtdışına kaçırıldığı iddia olunan Hooker Emerald Broşu

Diğer taraftan Abdülhamid'in servet tartışmasına konu bir alanda esas koleksiyonunu yaptığı mücevheratlardı. Zira, kendinin gerek satın alarak gerekse vs. yöntemlerle elde ettiği paha biçilmez bir mücevherat koleksiyonu vardı.[38][93] İşte bu koleksiyondaki, Hooker Emarald broşu gibi bazı broşların 1908'de II. Abdülhamid adına yurtdışında Paris'e kaçırıldığı da iddia edilmektedir. Sultanın bunu olası bir darbeden dolayı mücevherlerin satışından elde edilen gelirin, bir devrim olursa sürgünde rahat bir hayata kaçmasına izin vereceğini umuduyla yapmasına karşın, mücevherlerin Salomon ya da Selim Habib adlı bir tüccara satışından elde edilen paranın Jön Türk Devrimi'nin ardından gelen hükûmete düştüğü, 1911'de Habib'in, II. Abdülhamid'den aldığı mücevherleri borç geri ödemelerini karşılamak için açık artırmaya çıkardığı iddia edilmektedir.[94]

Bunun yanında Yıldız Yağması olarak bilinen 31 Mart Ayaklanmasını bastırmaya gelen hareket ordusunun bazı er ve subaylarının disiplinsizlik göstererek Yıldız Sarayına hatta hareme bile yönelerek yağmalama eylemlerinde bulunduğu ve bu yağmalama sırasında bir çanta dolusu olabileceği iddia olunan bazı mücevherlerin değerli malların alındığı ve bu kişilerce satılmış olabileceği veya bu çantanın saklanıp 1911 yılındaki bir müzayededeki satıma konu olduğu iddialar arasındadır. II. Abdülhamid'i sahip olduğu mücevherlerin bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu'nca 1911 yılında Libya'ya çıkarma yapan İtalyanlara karşı askerlerin savunmasına destek amaçlı ve donanmaya yeni gemi alabilmek için Osmanlı maliyesine para bulmak için satılmak istenmiştir. Sultanın mücevherlerinin Paris te meşhur bir müzayede şirketi tarafından açık arttırma ile satışa çıkartılması kararlaştırılmış bu amaçla bir çanta mücevher devletçe Paris'e yollanmıştır. Fransa'da mücevher uzmanı Robert Linzeler'e satış için Osmanlı hükûmeti yetki verilmiştir. Mücevherlerin sigortalanması, teşhiri, basına yapılan reklam ilanları ve katalog basımı masrafları Linzeler'e ait olacak, satış yapıldıktan sonra toplanan paranın %3'ünü Linzeler alacak, toplanan para komisyon kesildikten sonra Paris Osmanlı bankasına yatırılacak buradan da Osmanlı hazinesine para girecekti. Açık arttırma 27 Kasım -11 Aralık 1911 tarihlerinde gerçekleşmiş,[38] içlerinde "Doğu'nun Yıldızı" mücevherinin de olduğu parçaların hepsi satılmıştır. Satış sonrası toplanan para yaklaşık 7 milyon Franktır ancak para maalesef bankaya yatırılmamış Fransız mücevher uzmanı Robert Linzeler parayı zimmetine geçirmiştir. Ne yazık ki bu para geri alınamamıştır.[93][95][96][97] II. Abdülhamid'e ait mücevherler ise 1960'larda bile müzayede salonlarında gezmiş;[98] şu an ise Avrupa'da zenginlerin elinde gezmektedir.[99]

Popüler kültürdeki yeri[değiştir | kaynağı değiştir]

Adına yapılmış mimari eserler[değiştir | kaynağı değiştir]

Hakkındaki kitap, makale ve tiyatro eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Necip Fazıl Kısakürek'in II. Abdülhamid Han adlı bir Tiyatro eseri, ilaveten "Ulu Hakan II. Abdülhamid Han" adlı bir kitabı bulunmaktadır.
  • Okay Tiryakioğlu'nun Abdülhamid adlı bir eseri bulunmaktadır.
  • Necmettin Alkan, Karikatürlerle Sultan II. Abdülhamid Propaganda ve Gerçek Arasında Bir Padişah (2018) adlı kitabı vardır.
  • Mustafa Armağan'ın Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı adlı üç ciltlik bir eseri bulunmaktadır.
  • Orhan Koloğlu'nun Abdülhamit Gerçeği,Abdülhamit ve Masonlar bunun yanında Avrupa'nın Kıskacında Abdülhamit adlı 3 kitabı bulunmaktadır.
  • Yavuz Bahadıroğlu'nun Kudretli Sultan II. Abdülhamid Han (Sultan-ı Cihan II. Abdülhamid Han) adlı kitabı bulunmaktadır.
  • Kadir Mısıroğlu'nun Sultan Abdülhamid Han-Bir Mazlum Padişah isimli kitabı bulunmaktadır.
  • Mustafa Müftüoğlu'nun Her Yönüyle Sultan Abdülhamid ve bu kitabın 2 cilt halinde tıpkı basımı "Tarihin Hükmü Abdülhamid Kızıl Sultan mı?" (Sena Neşriyat (1989)) adlı kitapları vardır.
  • Ahmet Şimşirgil'in Osmanlı Tarihi'ni kendi görüşü ile yansıtan 11 Ciltlik Kayı adlı eserinin 10.Cildi- Kayı 10: II. Abdülhamid Han adı ile (Timaş Yayınları-2018) kendine ayrılmıştır.
  • Hüseyin Tekinoğlu'nun 2. Abdülhamid Han'ın Yönetim ve Liderlik Sırları (Kum Saati Yayınları-2015) isimli bir kitabı vardır.
  • Tahsin Paşa'nın 2. Abdülhamid - Yıldız Hatıraları isimli bir anı ve hatıra kitabı vardır.
  • François Georgeon'un Sultan Abdülhamid (Çeviren: Ali Berktay-İletişim Yayınları) adlı bir kitabı vardır.
  • Şadiye Osmanoğlu'nun Babam Abdülhamid, Saray ve Sürgün Yılları adlı bir kitabı vardır.
  • Cevdet Kudret'in "Abdülhamid Döneminde Sansür" isimli (1977), 2 ciltlik eseri vardır.
  • Süleyman Kani İrtem, Abdülhamit Döneminde Hafiyelik ve Sansür, İstanbul, 1999 isimli eseri vardır.

Bunun yanında Sinan Meydan, İlber Ortaylı gibi pek çok tarihçinin, araştırmacının veya gazetecinin onu hem ağır şekilde eleştiren, hem övgülere mazhar kılan hem de yeren pek çok lehine veya aleyhine makaleleri,eserleri vardır.

Hakkındaki film, dizi ve belgeseller[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Gazi Kadın/Nene Hatun (1973) filminde Ali Poyrazoğlu tarafından canlandırıldı.[101]
  • Ferzan Özpetek'in yönettiği, 1999 yapımı Harem Suare filmi II. Abdülhamid'in son dönemlerini anlatmaktadır. Sultanı Haluk Bilginer oynamıştır.[102]
  • Abdülhamid Düşerken (2002) filminde Çetin Öner tarafından canlandırıldı.[103]
  • II. Abdülhamid'in Sultan Hasan olarak geçtiği ve Ömer Şerif tarafından canlandırıldığı, 1986 tarihli bir televizyon yapımı bulunmaktadır.
  • atv'de yayınlanan Elveda Rumeli isimli TV dizisinde Tuna Orhan tarafından canlandırılmıştır.
  • TRT yapımı 7 bölümden oluşan II. Abdülhamid belgeseli vardır. Abdülhamid'in tahta çıkışından, tahttan indirilmesine ve ölümüne kadar geçen süredeki sosyal ve siyasi gelişmeleri anlatmaktadır. Yapımcılığını Abdurrahman Demirel, yönetmenliğini Salih Özderya üstlenmiştir.[104]
  • TRT'de yayınlanan Çırağan Baskını adlı dizide Burç Kümbetlioğlu tarafından canlandırılmıştır.
  • TRT'nin 2014'te yayın hayatına başlayan Filinta dizisinin 2. sezonundaki yeni padişahı Hakan Kurtaş canlandırdı.[105]
  • TRT 1'de 24 Şubat 2017'den 4 Haziran 2021'e kadar toplam 154 bölüm ekranda olan Payitaht: Abdülhamid dizisinde Bülent İnal tarafından canlandırılmıştır.

Diğerleri[değiştir | kaynağı değiştir]

  • Abdülhamid Han sondaj gemisine adı verilmiştir.
  • Balkan Savaşı'nda yararlılıklar gösteren ve Cumhuriyet döneminde 1947'ye kadar hizmette bulunan Hamidiye zırhlısına II. Abdülhamid'e ithafen önce Abdülhamid kruvazörü, sonrasında ise bu ad verilmiştir.

Hakkındaki görüşler[değiştir | kaynağı değiştir]

1896 yılında Punch dergisinin yayımladığı karikatür. Sultan II. Abdülhamid, dünyanın büyük güçleri olan Rusya, Fransa ve İngiltere'nin Osmanlı'yı bir şirkete dönüştürmeye karar vermelerine dair bir broşüre bakıyor. Karikatür, Osmanlı'nın Avrupalı güçlerin oyuncağı hâline geldiğini anlatmaktadır.
Bulgaristan bağımsızlığını ilan etmiş ve Avusturya-Macaristan Bosna Hersek'i hukuken ilhak etmişken II. Abdülhamid'in çaresizce bakışını tasvir eden Le Petit Journal kapağı (1908)
Burada da hasta yatağında Osmanlı'yı temsil eden II. Abdülhamid karikatürü, kapıda da büyük güçler beklemekte
Mehmet Akif Ersoy ise özellikle kendinin istibdat dönemini şu dizelere döktüğü şiirle eleştirmektedir..."...Memleket şöyle fenâ, böyle müzepzep işler/Ah o Yıldız 'daki baykuş ölüvermezse eğer,/Çoktan beridir vardı benim bir derdim: Gideyim, zalimi ikaz edeyim, isterdim./0, bizim cami uzaktır, gelemez, mani ne?/Giderim ben diyerek vardım onun cami'ine/Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid/Koca Şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid!/Belki kırk elli bin askerle sarılmış Yıldız; ° silahşörler, o al fesli herifler sayısız/Neye malolmada seyret, herifin bir namazı/Sade altmış bin adam kaldı namazsız en azı!/ Hele tebziri aşan masrafı, dersen sorma...

M.Akif Ersoy,Safahat 6.Kitap Asım[106]

Özellikle Ermeni isyanlarını bastırırken kullandığı yöntemler nedeniyle Batılı tarihçiler ve muhalifleri tarafından "Kızıl Sultan" diye anılmıştır.[107] Yine bir kısım yerli tarihçiler onu sansür, donanmadaki hataları, özgürlükleri sınırlayıcı istibdat hükümleri, jurnalciliğe destek vermesi,1.Meşrutiyet sırasında meclisi kapatması, Mithad Paşayı sürgüne göndermesi, 93 harbinde yanlış sevk ve idaresi, toprak kayıpları gibi nedenlerle eleştirirken[108] [R] diğer taraftan onu savunan taraftarları onu "ulu hakan" gibi yüceltici lakaplarla anarlar.[108]

Mesela bu konuda II. Abdülhamid yanında görüş ortaya koyan yazarlardan biri Necip Fazıl Kısakürek'tir. II. Abdülhamid için "Abdülhamid Han" adlı tiyatro eseri yazmıştır. 1965 yılında "Ulu Hakan II. Abdülhamid Han" adlı kitap çıkarmıştır. Bu eserde II. Abdülhamid ülkesi için uğraşan, çalışan, göreve gelir gelmez saray harcamalarını düşüren, sultanların yalnız değil ailesiyle yemek yemesini sağlayan, son derece yumuşak karakterli, sabırlı ama çevresi hainlerle dolu, bunlarla mücadele eden başarılar kazanan ama onların kurbanı olan bir karakter olarak gösterilmektedir. Kendisinin elinde Selanik'ten yürüyen hareket ordusunun üzerine kendi Hassa Kuvvetleri ile yürüme imkanı varken kan dökülmesin diye bunu bile yapmamıştır.[109] Kitabın önsözünde "...her Büyük Doğu'cu bilir: İkinci Abdülhamid, Türkün özü ve temel varlığı yönünden hakkı belli başlı bir zümrece gasbedilmiş muazzam bir kurtarıcılık hüviyetidir, ve işte bütün dâva, erdirici mesele, Abdülhamîd'den ziyade bu zümreyi, içyüzüyle, membaı ve mansabıyla her türlü metod ve planıyla tanımaktır. Dâva ve mesele, koca bir tarih ve büyük bir insan hakkına yol açmak gayesinden ibarettir; ve bu hakka yol açmaya savaşanların hiç biri zerre miktarı sultancı ve saltanatçı olamaz sözleri ile başlayıp "….Türk tarihi ve sahte inkılaplar bilmecesinin anahtar şahsiyeti, Yahudi ve (jön türk) elinde asliyetsizlık ve köksüzlük hareketinin kurbanı Ulu hakan İkinci Abdülhamid hân, dedesi İkinci Mahmud'un yanında, bir gün bu bilmeceyi çözecek nesilleri beklemektedir. Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır" sözleriyle bitmektedir.[110] Bu kitabın çıkışı akabinde bu defa II. Abdülhamid aleyhinde yer alan bir başka yazar Falih Rıfkı Atay "Ulu" adlı bir gazete makalesi ile çıkan kitaba şu sözlerle sert şekilde muhalefet eder: "...Bir padişah ki budalaca kuruntu yüzünden, yirminci yüzyılda; İstanbul'a elektrik sokmaz. Telefon getirtmez. Askere manevra fişeği ile de ateş talimi yaptırmaz. Donanmayı, eğer denize açılırsa, toplarını Yıldız'a çevirip vurabilir diye, ön köprü ile bağlı Haliç'te çürütür. Bir padişah ki okullarda edebiyat dersi okutmaz. Kuru övme dışında tarih dersi verdirmez. Aşk şiirini ve romanını bile yasak eder. Kendi adıdır diye bir sabah uyanıp bütün kısa "a"lı Hamidleri uzun "a"lı Hâmid'e ve veliahdının adıdır diye bütün Reşad adlarını Neşet'e değiştirtir. Otuz üç yıl böyle bir padişahın hükmü altında çöküp giden memlekette 1965'te onu "ulu hakan" diye ananları deneme tavşanı gibi kullanılmak üzere akıl hastanesine yollamaz da ne yaparsınız?..."[111]

Önceleri İttihat ve Terakki Fırkası içinde Abdülhamid'e karşı olan filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı "Sultan Abdülhamid Han'ın Ruhaniyetinden İstimdat" ve Süleyman Nazif, sonradan duymuş oldukları pişmanlıklarını şiirleri ile dile getirmişlerdir.[112] Kızıl Sultan (Le Sultan Rouge) iddiası, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. Atılış sebebi, Abdülhamid'in Ermeni isyanlarını bastırtmış olmasıdır. Başta İngilizler ve Fransızlar olmak üzere Ruslar tarafından Avrupa kamuoyunda Abdülhamid'in kan dökücü, zalim bir padişah olduğu yazıldı ve karikatürler çizildi.[113]

Prof. Dr. Emre Kongar Abdülhamid döneminde yakılan kitapları listelediği yazısında, "bu sansürün arkasında 'ideolojik bir toplum mühendisliği' amacıyla, din, siyaset, tarih ve edebiyat kitaplarını da kapsayan biçimde yapılan 'düşünce yasaklamaları' ve 'toplumsal manipülasyon' vardır" ifadelerini kullanmaktadır.[114]

Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı II. Abdülhamid'i özellikle sansür konusunda eleştirmektedir. Ortaylı'ya göre Abdülhamit'in en büyük hatalarından biri donanmadaki hataları diğeri ise basına uyguladığı sansürdür. Ortaylı'ya göre "...Zaman zaman kendinin de şikâyet ettiği bu kurum, Abdülhamid Han'dan sonra idareyi alan genç kuşağın siyasal bilgisizliğinin başlıca nedenlerinden biridir. Çünkü imparatorlukta gayri Türk milletler bir şekilde yazdılar, okudular, dışarıda basılıp gönderilen gazetelerle yetiştiler. Türklerin okuyacağı doğru dürüst hür gazete bile yoktu..."[115] Yine Ortaylı'ya göre:"... Sansür, dışarıdaki ve içerideki Türk basınına karşı etkili biçimde uygulanıyordu. Doğa bilimleri, felsefe ve filolojide, coğrafyada atılım yapan Osmanlı biliminin, sosyal bilimlerde yerinde saymasında sansürün de payı vardı. İmparatorluğun genç nesli politik anlayış yönünden dünyanın gerisinde kalmıştı. İstanbul'da ortaoyunu hatta Karagöz'e kadar sansür ve hafiyeliğin etkisi vardı. Ama İstanbul dışına çıkıldığında bu tedbirler zayıflıyordu. Selanik'in aydınları İstanbul'dakinden daha çok nefes alıyordu ama İstanbul boğuluyordu..."[116] Ortaylı'nın diğer bir eleştirisi de donanmanın geri bırakılması üzerinedir. Balkan Savaşı'nda Yunanlıların Averoff gemisi ile başa çıkılamamasının nedenini Ortaylı II. Abdülhamid'in donanmayı ihmaline bağlamaktadır. Yine 1. Ordu haricinde diğer askeri birlikler ve memurların düzensiz olarak ödenebilen bir sisteme oturtulamayan maaşları, renkli dış politikaya karşın hantal bürokrasi diğer bir eleştiri konusudur.[116] Ancak aynı Ortaylı yine II. Abdülhamid'in eğitim, sağlık alanındaki reformlarını övmekte, tarafları birbirine oynatan başarılı bir diplomat olup Anadolu, İslam dünyasında genelde sevildiğini, savaşlardan bunalan halkı bir sulh dönemine soktuğunu, Düyunu umumiyeyi kendi kursa da çaresizliğinden kurduğunu belirtmektedir. Yine Ortaylı'ya göre II. Abdülhamit, I. Abdülhamit devrinde yaşasa çok daha başka şeyler olabilirdi... O gecikmiş bir Sultan Mahmut Han" şeklinde tanımlamada bulunmaktadır.[115] Aynı Ortaylı başka bir yazısında II. Abdülhamid'in ilginç bir kişilik olup, diplomasiyi sevdiğini, öğrendiğini ve dış dünyada takdir gördüğünü, gençliğinden beri borsa ve bankacılık manevralarını iyi öğrendiğini, "Birinci Cihan Harbi boyunca onun diplomasi bilgisi ve taktiklerini İttihat ve Terakki erkânın dinlemekte fayda gördüğünü"[117] Kadınların cenazesinde "Bizi refah içinde yaşatan padişahım, bizleri bırakıp da nereye gidiyorsun?" şeklinde ağladığını belirtmektedir.[117]

Tarihçi Halil İnalcık onunla ilgili "Abdülhamid fikir ve felsefe bakımından da Batı'yı benimseyen bir nesli ortaya çıkarmıştır."[118] ve "Son araştırmalar ortaya koymuştur ki, II. Abdülhamid dönemi, siyasette Batı fikirlerine karşı olmakla beraber, kültür ve eğitim alanında büyük atılımların gerçekleştiği bir dönemdir."[119] şeklinde görüş ortaya koymuştur.

Bir diğer tarihçi Manchester Üniversitesi öğretim üyesi Feroze Abdullah Khan Yasamee ise "Muazzam pratik ihtiyat ve gücün temelleri için bir içgüdü ile bir arada tutulan kararlılık ve çekingenliğin, içgörü ve fantezinin çarpıcı bir karışımıydı. Sıklıkla hafife alındı. Siciline bakılırsa, müthiş bir yerli politikacı ve etkili bir diplomattı."[120] şeklinde görüş beyan etmekteydi.

Bununla birlikte onun döneminde Osmanlı Avrupa'nın hasta adamı olarak değerlendirilip karikatürlere konu olmaktaydı.[121]

Doğan Avcıoğlu Abdülhamit'in diplomasi alanında yetenekli olduğunu ve devleti ele aldığında kötü durumda olduğunu bu sebeple her kötü işten kendinin sorumlu tutulmasının haksız olduğunu belirtmektedir. Ancak bununla birlikte Abdülhamit'e ağır eleştirilerde bulunmaktadır. Ona göre II. Abdülhamid yerli sanayiye gerekli desteği vermemiştir. Osmanlı'da büyük sanayi namına bırakın şirket olarak tek bir Türk sermayeli şirket vardır. Oda emektar Abdülmecid zamanında kurulan Şirket-i Hayriye'dir.[122] Yine ona göre 1 numaralı komprador kendidir. Onun aktardığına göre "...Eski Mabeyn Katiplerinden Ahmet Reşit Bey, bunun o zamanın parasıyla 4 milyon Lirayı bulduğunu yazmaktadır. Bu, Sultan'ın menkul servetidir; asıl servetini gayri menkuller teşkil etmektedir. Abdülhamit, Suriye, Mezopotamya, Arnavutluk vb.'de yüz binlerce hektar araziyi özel mülkiyetine geçirmiştir. Irak'ta petrol bulunan alanları da kendi hesabına kapatmıştır..."Abdülhamit, çevresindeki hırsızlıklardan, rüşvetlerden, imtiyaz satışlarından tamamen haberdardır. Kurduğu mükemmel jurnal sistemi, ona her şeyden haberdar olma olanağını sağlamıştır. Bununla birlikte, Abdülhamit, bir hükümet etme metodu olarak, hırsızlık ve rüşveti müsamaha ile karşılamış ve hatta teşvik etmiştir. Hırsızlık ve rüşvet yoluyla, paşalar ve beyleri kendine bağlayacağına inanmıştır.... Buna "çaldır ve kazan" politikası diyebiliriz. Alman emperyalizmi «Drang Nach Osten» politikasında, Panislamizmi yararlı bir ideolojik silah olarak görmüş ve ondan sonradır ki, Abdülhamit ateşli bir Panislamist kesilmiştir. Bir yandan komprador alafrangalık, öte yandan koyu Müslümanlık. Sömürge, ya da yarı sömürge haline getirilmiş bütün İslam ülkelerinde görülen manzara budur... [122]

Yusuf Hikmet Bayur İngiltere Mısır'ı işgal ederken II. Abdülhamid'in çeşitli vesveselerle oraya asker göndermediğini belirtmektedir. Bunun yanı sıra, Mithat Paşa'yı teslim etmesi ve Tunus'un işgaline göz yumması nedeniyle onu eleştirmektedir.[123]

Tarihçi Sinan Meydan da Avcıoğlu'nun ve Bayur'un görüşlerine aynen yer vererek desteklemekte ve ilaveten donanmayı çürüttüğü içinde onu sert şekilde eleştirmektedir.[124][R]

Notlar[değiştir | kaynağı değiştir]

:A. ^ Mustafa Armağan'ın Abdülhamit'in Kurtlarla Dansı kitabındaki (s.233)[125] ifadesinin aksine ilk kız mektepleri II. Abdülhamid zamanında kurulmamıştır.

:Ç. ^ Mustafa Armağan'ın Abdülhamit'in Kurtlarla Dansı kitabında 228. sayfada şu ibareler geçmektedir: "İlk olarak 1877'de Posta Telgraf Teşkilatı konuya daha etkenlik kazandırmak amacı ile aynı isimle bakanlık haline getirildi. Postahanenin çeşitli görevlerini görüşmek ve hizmetlerin yaygınlaşmasını sağlamak için Dahiliye, Maliye, Rüsumat, Posta ve Telgraf nezaretleri temsilcilerinden ibaret 5 kişilik komisyon toplandı. Hazırlanan inceleme ve raporlar doğrultusunda 1316 (1900) yılında önce Ecnebi Postaları diye çalışan birim iptal edildi. Ayrıca 27 Haziran 1900'de Posta Telgraf Teşkilatında ilk defa bir "havale kalemi" devreye sokulmuş, 30 Mayıs 1901'de Şehir Postaları kurulmuş, 30 Ağustos 1901'de ise postaların yerine daha hızlı ulaşabilmesi için demiryolları (o zamanki adı şark şimendiferleri) şirketiyle özel bir anlaşma yapılmıştır..."[125] Bu paragrafta anlatılan verilen bilgilerin neredeyse tamamı yanlıştır. Zira 2. Abdülhamit Döneminde posta ile ilgili bakanlık kurulumuna, şehir postaları kurulumunda dair ne PTT'nin kendi yayınlarında[126] ne PTT'nin kendi internet sitesinde[127] ne de Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) tarafından İBB Resmi kurumlarla ortaklıkla hazırlanan Büyük İstanbul Tarihi adlı eserde yer alan İstanbul Haberleşme Tarihi bölümünde[128] kısacası resmi postacılıkla eserlerde bir bilgi bulunmamaktadır. Posta Telgraf Nezareti ayrı bir bakanlık olarak Osmanlı döneminde olmamıştır, bir tek 1877'de değil, 1871'de yani Sultan Abdülaziz Döneminde Posta ve Telgraf Nezareti kurulmuş ve ardından aynı yıl Dahiliye Nezaretine bağlanmıştır,[128][126][127] Şehir Postaları da 1901'de değil, 1875'te Sultan Abdülaziz döneminde kurulmuştur.[128] Havale kalemi kurulması konusu ise kısmen doğrudur. Havale kalemi uygulaması II. Abdülhamit öncesi Abdülaziz döneminde de vardır. Bununla birlikte yurtdışı para transferi işlemi ise 1901'de yapılır hale gelmiş bu yönde bir havale kalemi kurulmuştur.[127] Yine Armağan'ın belirttiğinin aksine yabancı ülkelere ait Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren posta birimleri II. Abdülhamit döneminde hele ki 1901'de kapatılmaya çalışılmışsa da girişim başarısız olmuştur. Yabancı postalar II. Abdülhamit döneminde değil, Sultan Reşat ile İttihat ve Terakki Partisi'nin olduğu 1 Ekim 1914'te çıkarılan İmtiyazat-ı Ecnebiyyenin Lağvı kanunuyla ancak kapatılabilmiştir.[128]

:G. ^ Von Goltz ile Abdülhamid arasında çıkan gerginliklerle ilgili Rus Askeri Ajanı Genelkurmay Albayı Filippov'un 4 Haziran 1884 Tarihli (No. 18) rapor ettiği şu olay örnek verilebilir. Von Goltz Askeri okullara eğitmen olarak atanır ve Almanca,Rusça dersler yanında bütün askeri okul müfredatını da günceller ancak "...bir gün ders sırasında Goltz Paşa savunma ve saldırı konularını işlerken okul binasıyla komşu olan Yıldız Köşkü'nden bahsetti. Daha sonra ise öğrencilerle taktik dersine hazırlanırken Genelkurmay'da bulunan İstanbul ve civarına dair bütün eski haritaları topladı ve birkaç günlüğüne okuldan uzaklaştı. Paşanın olmadığı sırada saray güvenliği, derste söylediklerinden de haberdar oldu ve onun plan ve haritaları Ruslara vereceğinden şüphelendi. Bunun üzerine güvenlik güçleri II. Abdülhamit'in emri üzerine onun evine baskın düzenleyip kapalı kutuları kırıp planları ele geçirdi. Goltz Paşa döndüğünde meseleye açıklık getirildi, hükûmet özür diledi, ancak planlar kendine yine de teslim edilmedi. Birkaç ay daha hizmet ettikten sonra Goltz Paşa, bu tür davranışlardan rahatsız olarak istifa dilekçesini verdi. II. Abdülhamit ve Almanya'nın İstanbul Büyükelçisi araya girerek son anda paşayı istifadan döndürür..." Filipov verdiği raporun devamında Osmanlı'nın bir yandan askeri modernleşme anlamında Almanları yabancıları davet ederken bir yandan nedensiz şekilde zorluk çıkarıp onları engellediği, bunda Sultan'ın giderek artan şüpheciliği yanında Sultan'ın bu durumu saraydaki insanlar tarafından suiistimal edildiğini, bu kişiler yönetimden anlamamalarına rağmen kendi çıkarları doğrultusunda paralı veya kendilerine kâr getirecek siyasi işlere müdahale etmeye çalıştığı, yine reformlara karşıt görüştekilerinde engellemelerde bulunduğu, bir kısım paşaların ise reform taleplerinin hep kağıt üstünde bırakıldığı, Osmanlı maliyesinde sorunlarında bunda etkili olduğu; öte yandan Alman subayların içinde para düşkünü iş yapmaya hevesli olmayan kişilerinde olduğunu belirtmekle raporunda görüşlerini şu şekilde bitirmektedir: "...(Görüşüm) En azından yakın gelecekte Osmanlı Ordusu'nda gözle görülü olumlu değişimlerin olmayacağı yönündedir. Reformlar adı altında alınan önlemlerin ve izlenen siyasetin de Osmanlı Ordusu'nu geliştirme niyetiyle yapılmadığı, Alman subaylarının ise siyasetin elinde bir silah hâline geldiğini söylemek mümkündür. Son dönemde olduğu gibi, Almanya ile Rusya arasındaki ilişkiler geliştikçe bu subay ve görevlilerin etkisinin de gittikçe azalacağı kanaatindeyim..."[129]

:Ğ. ^ Soner Yalçın'a göre bireysel hayatında tutumlu biri olmasına karşın, devrinde Yıldız Sarayındaki harcamalar Rus sarayından az olsa da; İngiltere, Avusturya Macaristan İmparatorluklarının harcamalarından epey yüksektir. Yalçın onun döneminde Rusya'nın saray harcamalarının 34 milyon frank, İngiltere'nin 13.5 milyon frank, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun ise 19.5 milyon frank olmakla birlikte Yıldız Sarayı'nın giderinin ise 21 milyon frank olduğunu iddia etmektedir.[86]

:L. ^31 Mart Olayının çıkışına ve amacına dair tartışmalar halen sürmekle öne sürülen nedenler şunlardır:

  1. İttihat ve Terakki Cemiyetinin iktidara gelebilmek için kendine her türlü yolu meşru gören bir tavır içerisine girmesi, el altından cemiyetin desteklediği terör hareketleri ve birbirini izleyen siyasî cinayetlerden dolayı sorumlu tutulması[130] Örneğin 31 Mart olayından (Miladi Takvime göre:13 Nisan 1909) 7 gün önce Serbestî gazetesinin sahibi ve başyazarı olan Hasan Fehmi cinayeti buna örnek gösterilebilir. (6 Nisan 1909) Üstelik, bu cinayet, tam da ittihatçılara rakip Prens Sabahattin ve Kıbrıslı Kamil Paşa'nın başı çektiği İngiliz destekli Ahrar (Teşebbüs–i Şahsî ve Adem–i Merkeziyet Cemiyeti)'a yakın olan İttihad–ı Muhammedî Cemiyetinin resmî kuruluş tarihinin (5 Nisan 1909) hemen ertesi günü bu cinayet işlendi. Galata Köprüsü üzerinde vurulan Hasan Fehmi, her ne kadar bir faili meçhûl cinayete kurban gitti gibi görünüyor olsa da, halkın önemli bir kısmı bu işin arkasında İttihatçılar olduğuna inanıyordu zira İttihat ve Terakki karşıtı yazıları ile biliniyordu. Bundan dolayı da, Hasan Fehmi Beyin cenaze merasimi, İttihatçılar aleyhinde çok büyük bir gösteriye sahne oldu. Böylelikle 13 Nisan'ın hemen öncesi gergin bir ortam oluşmuş oldu. 6 Nisan günü bu tarihten sonra "öldürülen gazeteciler günü" olarak bilindi.[131]
  2. Halkın hükûmete olan güveninin sarsılması,[130]
  3. Ordudan çıkarılan alaylı subayların menfaatleri zedelendiği için hiddete kapılmaları, İttihat ve Terakki Cemiyetine düşman kesilmeleri, kendilerine tercih edilen mektepli subayların "din düşmanı" oldukları hakkında halk ve asker arasında yaygın bir propaganda yapmaları,[130]
  4. Subayların askerler üzerinde yaptığı din konusundaki baskı biçiminde algılanan telkinler ile onları din görevlileri ve medreselilerle temastan menetmeleri, ülkede İttihat ve Terakki Cemiyetinin üzerinde bir kuvvetin bulunmadığı düşüncesini aşılamaları,[130]
  5. Medrese öğrencilerinin askere alınmak istenmesi,[130]
  6. Derviş Vahdeti'nin kurmuş olduğu İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti ve bu cemiyetin yayın organı olan Volkan gazetesiyle halkın dinî duygularını istismar ederek yayın yoluyla yaptığı kışkırtmalar,
  7. Devlet dairelerinden açığa alınan memurların muhalefet saflarına katılmaları,[130]
  8. İstanbul'a Meşrutiyet'in koruyucusu sıfatıyla getirilen Avcı taburlarına mensup İttihat ve Terakki yanlısı subaylar ile bu taburlarda görevli erlerinin başına buyruk disiplinsiz hareketleri,[130]
  9. Bu arada büyük devletlerin özellikle İngiltere'nin Orta Doğudaki çıkarlarını daha da sağlamlaştırmak amacıyla alttan alta yerli işbirlikçilerle yaptıkları menfi propagandaların devam etmesi.[130]

Bu faktörlerin hepsi derece derece isyanın patlak vermesinde etkili olmuştur. Genel kabul gören iddialar bunlardır.

  1. Buna karşın bazı iddialara göre ise, İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticileri, halk üzerinde büyük etkisi olan II. Abdülhamit'i düşürebilmek için kuvvetli bir nedene dayanmak gereğini duymuş ve 31 Mart Olayı'nı kendileri tertip etmişlerdir.[130] Özellikle bu iddiayı savunanlardan biri araştırmacı Mustafa Armağan'dır.[132]

:N. ^Mizan gazetesini Mizancı Murad çıkarmaktadır. İslamcı, Panislamist fikirleri vardır. Ancak işin garip tarafı bu duruma rağmen II. Abdülhamid ile ters düşmek ve yurtdışına diğer Jöntürk gazeteleri gibi bir süre yurtdışına kaçıp yayın yapmak zorunda kalmıştır. 1890'da Trablusgarp'ın güneyden tehdit altında bulunduğunu İslam halifesi olan padişahın Müslümanlar arasında birlik kurup Afrika'da örgütlenmesi gerektiğini savunur ve Fransa'nın Tunus'u işgal etme hakkının olmadığı Tunus'un Trablus toprağı olduğunu savunur. Zengibar ve Habeşistan gibi Müslüman ülkelere elçi yollanmasını savunur. Bu yazılar akabinde (24 Nisan -1 Mayıs- 5 Haziran 1890 Mizan Gazetesi sayıları) gazete 3 ay için kapatılır. Gerekçe uyarılara aykırı serkeşhane yayın yapmaktır. Yalnız sorun şu ki hiçbir uyarı öncesine yapılmamıştır. Padişahın özel affı ile yasağın 5.haftasında yasak kaldırılır ve yeniden gazete yayına devam eder. Ancak 22 Ağustos sayısında yine Trablusgarb Tunus olayına deyinip Kongo'ya kadar İslam halifesi padişahın örgütlenmesi ve mücadelesinden söz eder gazete tekrar kapatılır. Tam 13 hafta Gazete kapalı kalır. Tekrar gazete faaliyetine başlar 11 Aralık 1890'daki yazısında yine İslam birliği ve padişahın İslam halifesi olarak Afrika'da yayılması Afrika'da yabancı devletlerin sömürgeciliğinden bahseder. Gazete temelli kapatılır ve Mizancı Murad yurtdışına kaçar.[64] Mizancı Murad yurtdışında kaçar ve kısa süreliğine İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin liderliğini bile yapar. (Komik olan durum eleştirdiği Fransa'ya gidip Paris'te; Meşveret gazetesinde de bir süre çalışması (1895-1898) bu gazetenin Osmanlı'ya ağır eleştiriler yöneltmesi ve bu gazetenin eleştirilerinin de Fransa'da ağır bulunup bu sebeple kapatılmasıdır.) Sonrasında ise Serhafiye Ahmet Celaleddin Paşa ile görüşmesi akabinde yurda döner. Şûra-yı devlet üyesi yapılır. Lakin yıllar boyunca Anadoluhisarı'ndaki yalısında göz hapsinde tutulur. Bu durumda II. Abdülhamid'in hakikaten Panislamist bir düşüncede olup olmadığının da sorulması gerekir.

:O. ^Armağan gibi bazı yazarlar donanmanın boyasının bile yüksek maliyet gerektirdiğinden bütçe ve mali yönden doğru bir tercih yapıp Osmanlı'nın kara ordusunu tercih ettiği gibi bahislerle II. Abdülhamidce donanmanın ihmalini savunmaktadır.[32] Trablusgarb, Yemen gibi binlerce kilometre başkentten uzak yerler ve Girit, Midilli gibi adaların donanmasız doğru düzgün savunulamayacağı, Osmanlı'nın 100lerce hatta o dönemde binlerce kilometreye varan deniz sınırının korunamayacağı gerçeği ve Trablusgarp, Balkan Savaşlarında donanmanın yokluk derecesinde yetersizliğinden İtalyanların rahatça 12 adalara asker çıkarması Yunanlıların Ege Adalarını işgal edebilmesi ve o dönem Osmanlının onda biri ancak eden Yunanistan'ın bir yol bulup yeni gemiler alıp donanmanın masrafını çıkarabilmesi karşısında elbette bu görüşün yanlışlığı savunulabilir. Öte yandan Fatih ve Kanuni, I. İbrahim döneminde, Osmanlı'nın karada başarılarına karşın denize verdiği önem sayesinde Girit, Cezayir, Tunus, Ege Adaları ve Yemen Kıyılarının alınabilmesi, ilaveten o dönemde doğru düzgün deniz sınırı, uzak denizlerde sömürgesi olmayan neredeyse bir kara imparatorluğu olan sınırlı kaynaklara sahip Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nun; yine az bir sömürgesi olan Almanya'nın iyi bir kara ordusuna sahip olmasına karşın maliyetlerden kaçınmayarak güçlü bir donanma kurmayı tercih etmesinin (bkz. Avusturya-Macaristan Donanması) yazarın bu görüşünü haksız çıkardığı düşünülebilir. Yine ilk torpil atan denizaltıları sözde kullanan Osmanlı'nın Almanya gibi daha ucuz daha az masraflı bir denizaltı filosu kurabilecekken bundan II. Abdülhamid ve Babıali'nin imtina etmesinin hatalı olup olmadığı hususunun, II. Abdülhamid'in bu konudaki düşüncelerinin yanlışlığının Osmanlı'ya bu yönden verdiği zararların sorgulanması objektif tarih açısından da elzemdir.

:Ö. ^ II. Abdülhamid Selanik'in Yunanlarca teslim alımı sırasında Alatini Köşkü'nden alınıp Beylerbeyi Sarayı'na gitmiştir. Bir iddiaya göre kendi ve ailesi doğrudan alınıp Selanik'ten İstanbul'a götürülmüş diğer bir iddiaya göre ise II. Abdülhamid kendine köşkte gazete verilmemiş sonrasında verilmiştir. I. Balkan Savaşı'nda Selanik'in akıbetini şaşkınlıkla öğrenip gerçekleştiği iddia edilen aşağıdaki diyalogla kendini almak isteyenlere karşı koymuş, zar zor ikna edilerek Beylerbeyi Sarayı'na götürülmüştür:

"...Batı cephesi komutanı Ali Rıza Paşa, Selanik mevki komutanı Muhiddin Paşa ile Vali Tahsin Bey'i de yanına alarak sabaha karşı Alatini Köşkü'ne gelip eski padişahı yatağından kaldırarak hükümetin kararını tebliğ etti. Kendisine gazete verilmediği için savaşın başladığından haberi olmayan II. Abdülhamid, heyeti sessizce dinledikten ve bir süre sustuktan sonra, " Selanik, İstanbul'un anahtarıdır. Düşmana verilir mi? Şuradan şuraya gitmem. Bana da bir tüfek veriniz. Birlikte son nefesimize kadar müdafaa edelim. Hem bizim ikinci ve üçüncü ordularımız nereye gitti? Bu harbi idare eden kumandanlar kimlerdir? Ne olursa olsun. Bir yere gidecek değilim. Bunu bilmiş olunuz." ... (Bir zaman sonra) Alman Loreley gemisiyle Selanik'e gelen heyeti kabul eden II. Abdülhamid, Rumeli'deki harp dolayısıyla İstanbul'a dönmesinin şart olduğunu bildiren padişah iradesini dinledi. Fethi Bey'den vükela mazbatalarını okumasını istedi. Savaşın kaybedildiğini itiraf eden paragrafı tekrar tekrar okuttu. Ardından da, dokunaklı bir ses tonuyla, "Ya! Demek o mübarek Rumeli elden gidiyor! Gitmiş bile!" dedikten sonra, birden ayağa kalktı ve gözlerini heyetin üzerinde dolaştırdıktan sonra konuşmaya başladı, "Kiliseler ittifak ettiler mi?" Halledildiği cevabını alınca çok sinirlendi, " Bizim elçiler, ataşemiliterler uyudular mı? Dört devlet ittifak eder de hükümet nasıl haberdar olmaz? Ben makamda bulunduğum müddetçe daima bunların birleşmesini önledim. Bu ne gaflet! Allah devleti bu hale getirenleri kahretsin." dedikten sonra buradan kesinlikle ayrılmayacağını söyledi. Kendisine düşman tehlikesinden bahsedilince de, "Demek Selanik şimdi müdafaa edilmeden teslim ediliyor. Hayır, ben buradan gidecek değilim. Ben de bugün herhangi bir şahıstan farklı olmadığım için müdafaaya iştirak etmek istiyorum. Bana da silah veriniz. Ölünceye kadar birlikte müdafaa edelim." dedi. Eliyle mülakatın bittiğini işaret ederken Fethi Bey'e kalmasını söyledi. Fethi Bey, son üç yılın özetini yaptı. Abdülhamid Han, Balkan devletlerinin hep birden aynı günde savaşa başladıklarını dinlerken dayanamadı, "Bulgarlar, Sırplar, Karadağlılar Yunanlılar beraber olabildiler, aralarındaki derin ihtilafları halledebildiler ve müştereken üzerimize saldırdılar demek. Rum, yani Yunan Kilisesi ile Bulgar Kilisesi arasındaki ihtilaf baki kalsa idi, bu iki millet arasındaki uçurumu hiçbir şahıs ve tedbir dolduramazdı. Zaten elden gitmiş olan Girit için Yunan'ı ötekilerin kucağına atmanın manası var mıydı? Sizler tecrübesiz ve genç idiniz. Fakat sadaret makamına layık gördüğünüz Said ve Kamil Paşalar senelerdir takip edilen idare-i maslahat siyasetinin zaruret olduğunu bilmiyorlar mıydı? Onların vebali sizinkilerden büyüktür. Bu kadar gaflet bu kadar kısa zamana nasıl sığdı!" diyerek tepki gösterdi. Bir süre sustuktan sonra, Fethi Bey'in gitme konusundaki şahsi düşüncesini öğrenmek istedi. O da, İstanbul'a dönmesinin aynı zamanda devletin haysiyet ve şerefinin de icabı olduğunu ve orada da huzur içinde yaşayabileceğini ve Beylerbeyi Sarayı'nda bütün tedbirlerin alındığını hatırlattı. Kendisi ikna edilip Beylerbeyi Sarayına getirildi...[133] Kadir Mısıroğlu[134] ve Mustafa Müftüoğlu, bunun yanında bazı yazarlar da, bu diyaloğun benzerini ancak farklı şekilde, sözlerle aktarmaktadır. Bu yönden tam doğruluğu teyit edilememektedir.

Diyaloglarda geçen kiliseler meselesinin ise aslı şu şekildir: Öncelikle Bulgar ve Rum Kilise ayrılığının mimarı Abdülhamid değildir. Bununla birlikte Sultan Abdülaziz ile II. Abdülhamid'in her türlü eleştiriye karşın belli bir diplomatik becerisinin olduğu da su götürmez bir gerçektir. Osmanlı'da Bulgar tebaa normal olarak Rum kilisesine bağlı olarak ibadetini gerçekleştirmekteydi. Ancak özellikle milliyetçilik akımının olduğu 18.-19. yüzyılda kilisede okunan ilahilerin Bulgarca değil Rumca okunması, ibadetlerin Latince ve Rumca yapılması, Bulgarların bunu anlayamaması kendilerini epeyce rahatsız etmekteydi. Bulgarlar asırlardan beri din adamı yetiştirmedikleri için kendilerine mahsus kiliseleri de yoktu. İddialara göre Abdülaziz Bulgarlarında Rumlar gibi özerklik bağımsızlık peşine düşeceklerini düşünmesi yanında Balkanlardaki Hristiyan Slav ve Rum devletlerinin birlik olup Osmanlı'ya karşı ortak savaş ve isyan çıkarabilecekleri kuşkusuna düştü. Sırplar ile Bulgar arasındaki Makedonya huzursuzluğu onların birleşmesine engel iken; Yunanlılar ile Bulgarların birleşmesi riski ortadaydı. Bulgarların da bu yönde şikayetleri vardı, 1860'tan beri bu yönde huzursuzluklar mevcuttu. Bu sebeple hem Bulgar tebaasına iyi gözükmek hem de Bulgarları Yunanlılardan ayırmak için Abdülaziz 1870'de bir fermanla Bulgar Eksarhlığı kurulmasına ve onu tanımaya karar verdi.[135] Bu yöndeki fermanı da Balat Sveti Stefan Kilisesi'nde okuttu. 1872'de Eksarhlığın Rum Ortodoks Kilisesi ile ilişiğini kesmesine de ses çıkarmadı. Mustafa Müftüoğlu ve Kadir Mısıroğlu bu 1870 yılında Sultan Abdülaziz tarafından fermanla yapılan Bulgar Eksarhlığı kurma işini 8-10 yıl ileriye taşıyıp Sultan II. Abdülhamit tarafından yapılmış gibi lanse etmektedir.[134][136] Çoğu kişide böyle bilmektedir.[137] Bu büyük tarihi bir hatadır. Diğer bir hatada bu eserlerde yangından zarar gören Sveti Stefan Kilisesi'nin Sultan Abdülhamid'ce bir günde Berlin'den gizli prefabrik demirler getirilip onarıldığı her şeyin gizli yapıldığı gibi bu yazarlarca ileri sürülen abuk iddialardır. Bu kilisenin yapımı için uzun bir ihale sürecinin açık şekilde yapılıp yine demir parçalarını üretmek için yarışma bile düzenlendiği 3 yıllık bir sürede Berlin'de malzemelerin üretildiği 1898'de inşasının tamamlandığı belirtilmekle[138] bu yazarların bu iddiaları tarihi gerçeklikleri saptırmaktan ileriye gitmemektedir.

Ancak zaman içinde Bulgarlar ile Rumlar arasındaki kiliseler hususunda ayrılıklar çıktığı ve diplomasi de denge politikası takipçisi II. Abdülhamid'in bu sorunu çözerse çıkabilecek sorunları öngörüp sorunu kasten çözmekten uzak durduğu yolundaki iddiaları ise elbette düşünülebilir, doğru kabul edilebilir. İttihat ve Terakki yönetimi, Balkan devletleri özelikle Bulgarlar ile Rumlar arasındaki anlaşmazlıkların en önemlisi olan kiliseler meselesini yani bir şehirde Rum mu yoksa Bulgar Kilisesi olacağı meselesini bir iyi niyetlilikle 3 Temmuz 1910'da çıkardığı "Kiliseler ve Mektepler Kanunu" ile halletti. Bununla "ihtilaflı kilise, mektep ve mukaddes yerlerde hangi unsurun nüfusu çok ise ona aittir",eğer bunun dışında tartışmalı yerlerde cemaat, kilise kuracaksa parası ile kilise kurabilir esasını kabul etti. Oysa Fatih İstanbul'u fethettikten sonra İstanbul'daki Rum patriğini Avrupa Türkiye'sindeki bütün reayanın hem ruhani ve hem de cismani reisi olarak atamıştı. Rum kiliseleri diğer kiliselere göre elde ettikleri bu üstünlüğü kendi kültürlerini yayma, kendilerinden olmayanları ezme, eziyet etme şeklinde kullandılar. Böylece ortaya çıkan sürtüşme ile kiliseler ve dolayısıyla bunlara bağlı olan gruplar yıllarca birbirleriyle mücadele etti ve birbirlerini devamlı hasım olarak gördüler. İşte Kiliseler Kanunu bu düşmanlığı sona erdirdi, o zamana kadar birbirleriyle mücadele edenlerin birleşerek Osmanlı Devletine karşı mücadele etmelerine sebep oldu. Böylece Balkan ittifakının gerçekleşmesi, I. Balkan Harbi'nin çıkması için en büyük problem ortadan kalkmış ve İttihad Terakki Osmanlı tebaasına iyilik yapayım derken hakikaten farkında olmadan Osmanlı'nın kendi iç dinamik ve denge unsurlarına zarar vermiştir.[139]

:R. ^Sultan Abdülhamid'in istibdat dönemi hakkındaki tartışmalar için ayrıca bkz.http://www.ilimvemedeniyet.com/ii-abdulhamid-doneminde-guvenlik-ve-otorite-tartismalari.html 23 Kasım 2022 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.[108]

:S. ^ II. Abdülhamid Çanakkale tahkimatlarının güçlendirilmesi için 1877-1907 (özellikle 1890-1897) arası büyük bir çaba sarf etmiştir. Ertuğrul, Orhaniye, Rumeli ve Anadolu Hamidiye tabyaları onun tarafından inşa ettirilmiştir. Ancak bu, onun bütün tabyaları kendi yaptığı Çanakkale'yi tek başına tahkim ettirdiği anlamına gelmemektedir. Zira Bolayır Yıldız, Bolayır Merkez, Bolayır Ay, Anadolu Mecidiye, Nara, Değirmenburnu, Namazgah, Bozcaada Tabyaları Abdülmecid zamanında yapılmıştır. Ancak II. Abdülhamid bunları elden geçirtirmiş yenilettirmiştir. Seddülbahir ve Kumkale ise IV. Mehmed ve veziriazam Köprülü Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ancak II. Abdülhamid zamanında bu kalelerin mimari yapı vs. değiştirilip yeniden yapılmıştır. Kale-i Sultaniye, (Çimenlik Kalesi) ise Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılmış olup III. Selim ve son olarak II. Abdülhamidce yenilenmiştir. Bu manada II. Abdülhamid Çanakkale boğazının güçlendirilmesi yönünde 19. yüzyıl başından hatta 17. yüzyıl sonundan beri süre gelen politikayı başarıyla devam ettirmiştir. Çanakkale Savaşı'nın kazanılmasında yaptırdığı tabyaların da yenilemelerinde büyük, inkâr edilemez, yadsınamaz katkısı olmuştur; ancak bu katkı sadece kendine mal edilemez. Bu yönde IV. Mehmed, III. Selim, veziriazam Köprülü Mehmed Paşa ve özellikle Abdülmecid'in katkıları da yadsınamaz.[140][141][142]

Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

  1. ^ Overy, Richard (2010), The Times Complete History of the World, HarperCollins, ss. 252-253, ISBN 9780007315697 .
  2. ^ Eğilmez, Mahfi. "II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası". 24 Mayıs 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ekim 2022. 
  3. ^ "Erdoğan, Abdülhamit bir gram toprak kaybetmedi dedi: AKP'li Hüseyin Çelik Abdülhamit'in nereleri kaybettiğini anlatmıştı". Yeni Çağ Gazetesi. 27 Eylül 2022. 27 Eylül 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ekim 2022. 
  4. ^ "Murat Bardakçı, 2. Abdülhamid döneminde kaybedilen toprakların, bugünkü Türkiye'nin iki katı olduğunu ifade etti". Oda Tv -Habertürk Tarihin Arka Odası 25.03.2017 Tarihli Program. 25 Mart 2017. 29 Ekim 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ekim 2022. 
  5. ^ II. Abdülhamit zamanında toprak kaybedildi mi?, Doğruluyoruz.com internet sitesi, 30 Mayıs 2022, 28 Temmuz 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 5 Ocak 2023 
  6. ^ II. Abdülhamit saltanatında Osmanlı'nın hiç toprak kaybetmediği iddiası, Teyit.org internet sitesi, 26 Mayıs 2022, 14 Aralık 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 5 Ocak 2023 
  7. ^ Bayraktar, Çağdaş (28 Eylül 2022), Söylenenlerin aksine, 2. Abdülhamit, Türkiye'nin iki katı kadar toprak kaybetti: 'AKP, tarihi çarpıtıyor' (Gazeteci Çağdaş Bayraktar tarafından tarihçiler Prof. Dr. Mithat Baydur ve Ümit Doğan ile yapılan röportaj), Cumhuriyet Gazetesi internet sitesi, 14 Aralık 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 5 Ocak 2023 
  8. ^ a b c "Abdulhamid II | biography - Ottoman sultan". 28 Temmuz 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Eylül 2015. 
  9. ^ Yilmazçelik, İbrahim; Özdem, Ali Gökçen (1 Haziran 2013). "DÜVEL-İ MUAZZAMA'NIN KARADAĞ ÜZERİNDEN OSMANLI DEVLETİ İLE MÜCADELELERİ VE BUNUN GÜNÜMÜZE YANSIMALARI". Bitlis Eren Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 1 (2): 5-38. ISSN 2147-5962. 26 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Ekim 2022. 
  10. ^ a b c d "ABDÜLHAMİD II - TDV İslâm Ansiklopedisi". TDV İslam Ansiklopedisi. 25 Temmuz 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Eylül 2021. 
  11. ^ "Osmanlı Padişahları". Türk Tarih Kurumu. 18 Nisan 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Ekim 2021. 
  12. ^ "Turkish Royalty". Ancestry. 6 Nisan 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Kasım 2012. 
  13. ^ Müftüoğlu, Her Yönüyle Abdülhamid, s.9
  14. ^ Brookes, Douglas Scott (2010). The Concubine, the Princess, and the Teacher: Voices from the Ottoman Harem. University of Texas Press. s. 134. ISBN 978-0-292-78335-5. 
  15. ^ a b c Çuluk, Sinan (2016), Osmanlı Sultanının Tek Adamlık Yolunda Gerçekleştirdiği İşbirlikleri Entrikalar ve Siyasi Manevralar, #Tarih Dergisi, 19 Ekim 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 12 Kasım 2022 
  16. ^ Lutfî, Târih, IX, 106, 144; X, 115;
  17. ^ Bayındır Ulusakan, Seda (2018), II. Abdülhamid'in Sanat ve Sanatçıya Bakışı, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi Cilt= XVIII (18) Sayı=36 sayfa= 5-28, ss. 6,7, 28 Mart 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 28 Mart 2023 
  18. ^ Cevdet Paşa, Tezâkir (nşr. M. Cavid Baysun), Ankara 1960, II; 1967, IV.
  19. ^ A. H. Ongunsu, "Abdülhamid II.", İA, I, 76-80.
  20. ^ a b Müftüoğlu, Her Yönüyle Abdülhamid, s.19
  21. ^ Tahsin Paşa, Abdülhamid'in Yıldız Hatıraları, İstanbul 1931.
  22. ^ "II. ABDÜLHAMİD – Sultan II. Abdülhamid Uygulama ve Araştırma Merkezi". 7 Nisan 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Ekim 2022. 
  23. ^ Necib Âsım, "Sultan Aziz'in Avrupa Seyahati", TOEM, XLIX (1916)
  24. ^ B. Şehsuvaroğlu, "Sultan Abdülaziz'in Avrupa Seyahati", Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, sy. 1, İstanbul 1967, s. 41-51
  25. ^ "Abdülhamid'in ölümü hakkında bilinmeyenler". Fikriyat Gazetesi. 5 Aralık 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Kasım 2021. 
  26. ^ Abdülhamit veremden değil kalpten öldü., Yenişafak Gazetesi, 20 Mayıs 2013, 4 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 4 Kasım 2022 
  27. ^ Çat, Zehra Melek (10 Şubat 2020), Sultan 2. Abdülhamid Han Son Yıllarını Bu Sarayda Geçirdi., Anadolu Ajansı İnternet Sitesi, 8 Aralık 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 8 Aralık 2022 
  28. ^ Belgesel 26 Eylül 2007 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Yayımcı: kultur.gov.tr
  29. ^ Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid (Hatıralarım), 3. baskı, Ankara 1986, Selçuk Yayınları, s. 24-25.
  30. ^ Terell,Alexander William "An Interview with Sultan Abdul Hamid", The Century Magazine, 1 November 1897
  31. ^ Ergin, Vahit (2022), ABD Elçisi Terel'e Göre Ermeni Olayları ve II. Abdülhamid, 25 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 22 Ekim 2022 
  32. ^ a b Armağan, Mustafa. "Abdülhamid hakkında yanlış bildiğimiz 10 şey". .mustafaarmagan.com.tr. 20 Aralık 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Nisan 2010. 
  33. ^ Koloğlu, Abdülhamid Gerçeği (1987),s.282,283
  34. ^ II. Abdülhamid'in Torunu Ertuğrul Osman Osmanoğlu'nun ölümünden hemen önce Habertürk Teke Tek Programındaki Söyleşisinin kaydı için bkz. http://m.youtube.com/watch?v=Pe2gIwr_NBk 2 Ekim 2022 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  35. ^ a b c d e "Borsadan kazandığı para yabancı bankalarda mı? (Gazeteci Mert İnan'ın Prof Dr.Mehmet Metin Hülagü ile röportajı)". Milliyet Gazetesi. 28 Haziran 2017. 2 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  36. ^ a b Köksal, Merve (7 Ağustos 2020), Meraklı Bir Sultanın Portresi: II. Abdülhamid'in Tablo Koleksiyonu, Orient Institut-İstanbul, 4 Ocak 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 4 Ocak 2023 
  37. ^ Özyetgin, A.Melek, 19. YÜZYILDA YILDIZ SARAYI'NDAN DÜNYA'YA BAKMAK: Sultan II. Abdülhamid'e ait Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu, Yunus Emre Enstitüsü TR Kültür Edebiyat, 4 Ocak 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 4 Ocak 2023 |
  38. ^ a b c Yılmaz, Coşkun (2011), Sultanın Mücevherleri, II. Abdülhamid Modernleşme Sürecinde İstanbul 
  39. ^ Osmanoğlu, Şadiye (2018), Babam Abdülhamid: Saray ve Sürgün Yılları, İstanbul: Timaş Yayınları, ss. 51,55,63 
  40. ^ Uçar, Gülistan (2020), II. Abdülhamit Han'ın Batı Dillerinde Türkçe'ye Çevirttiği Eserler (Yüksek Lisans Tezi) (PDF), Konya: Necmeddin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, ss. 4,5,6..., 3 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF), erişim tarihi: 3 Kasım 2022 
  41. ^ Özdil, Yılmaz (22 Eylül 2016), Abdülhamid, Sözcü Gazetesi, 3 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 3 Kasım 2022 
  42. ^ Özcan, Mert (1991), II. Abdülhamit,Güreş ve Güreşçiler (s.167-177), 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi cilt:6 Sayı:1, ss. 163-165 
  43. ^ ŞAKIR,Ziya;"Yıldız Tiyatrosu" Resimli Tarih Mecmuası, C. V, S. 51, İstanbul 1954,s. 2974.
  44. ^ a b c ERGİN, Nihat; Yıldız Sarayı'nda Müzik (Yıldız Sarayı Kütüphanesi Koleksiyonu Ve Saraya İthaf Edilen Elyazması Besteler),İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı (Doktora Tezi), 1997, s. 3
  45. ^ a b c d e Ergin, s.4-6
  46. ^ "Ottoman Empire (1876-1909) – nationalanthems.info". 16 Şubat 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  47. ^ a b Aksin, Ahmet, Sultan II. Abdülhamit Dönemi Ölüm Cezalarının Değerlendirilmesi (1876-1908) (s.1029-1040), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Cilt:31 Sayı:2, ss. 1039-1040, 18 Kasım 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 22 Kasım 2022 
  48. ^ a b Görür, Emel Demir (Nisan 2022), Sultan II. Abdülhamid'in Siyasi Mahkûmlara Yönelik 1896 Tarihli Umumi Affı, TDK Belleten Dergisi Cilt: 86/Sayı: 305, ss. 285-318, 22 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 22 Kasım 2022 
  49. ^ a b "Sitara, Interior Door Curtain of the Ka'ba, Sultan Abdülhamid II (r. 1876–1909)". www.metmuseum.org. 16 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Ekim 2022. 
  50. ^ a b Takkush, Mohammed Suhail, "The Ottoman's History" pp.489,490
  51. ^ Lewis.B, "The Emergence of Modern Turkey" Oxford, 1962, p.337
  52. ^ Kodaman, Bayram Sultan II. Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, Ankara 1987, s. 33.
  53. ^ a b ""Bavê Kurdan" (Kürtlerin Babası) Abdülhamid'in Doğu politikası ve Hamidiye Alayları". Independent Türkçe. 18 Temmuz 2020. 5 Ağustos 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ekim 2022. 
  54. ^ Gençoğlu, Halim (1 Haziran 2019), Ümit Burnu'nda bir Sultan Abdülhamid eseri: Nur'ul Hamidiye Camii, Independent Gazetesi Türkçe, 7 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 7 Kasım 2022 
  55. ^ Gençoğlu, Halim (16 Aralık 2021), Güney Afrika'da bir Osmanlı İstihbaratçısı: Muhammed Ali Efendi, Independent Gazetesi Türkçe, 7 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 7 Kasım 2022 
  56. ^ Tetik, Zübeyir (2020), Endonezya'da Bir Osmanlı Görevlisi: Batavya Başşehbenderi Mehmed Kamil Bey'in Hayatı ve 1897 Tarihli Raporu, Sırat Dergisi Cilt:1 Sayı:2, ss. 89-123, 7 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 7 Kasım 2022 
  57. ^ Sultan Abdülhamid, Enver Paşa'yı niye Küba'ya gönderdi., Fikriyat.com internet sitesi, 26 Mayıs 2021, 4 Şubat 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 4 Şubat 2024 
  58. ^ DİLEK, Mehmet Sait (Nisan 2016), Arşiv Belgeleri Işığında Osmanlı Devleti-Küba Siyasi İlişkileri, 20 (2), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, s. 477 
  59. ^ Kallek, Cengiz (1992), BORNIER, Vicomte Henri de, 6 (Besir Aga Camii - Cafer Pasa Tekkesi), İstanbul: İslâm Ansiklopedisi, ss. 292-293, ISBN 978-97-53-89433-3, 20 Temmuz 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 8 Mart 2022 
  60. ^ Ashburton Guardian: "A Protest" 16 Kasım 2022 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., 21 Ekim 1889
  61. ^ Afyoncu, Erhan (15 Mayıs 2016), 2. Abdülhamid Avrupa'daki soytarılıkları yasaklatmıştı, Sabah Gazetesi, 16 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 17 Kasım 2022 
  62. ^ Çolak, İsmail (Aralık 2020), Fransa'da Peygamberimize Hakarete Osmanlı Geçit Vermemişti!, Gerçeğe Doğru Zafer Dergisi Sayı:528, 16 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 16 Kasım 2022 
  63. ^ Çakaloğlu, Cengiz (1 Aralık 2016). "1903 Yemen İsyanının Bastırılmasında Mersin Redif Taburu". Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi. 3 (8): 113-135. 16 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Ekim 2022. 
  64. ^ a b Koloğlu, Orhan (1987), Abdülhamid Gerçeği, Gür Yayınları 2.baskı, ss. 210-212 
  65. ^ "Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin Alfabesini kabul etmek yerinde olur." II. Abdülhamid, Siyasi Hatıratım, Dergah Yayınları (Aktaran: Ali Vehbi Bey), 1974, s. 192, ISBN 975-7032-00-7
  66. ^ Ortaylı, İlber; NTV'deki demeci http://www.youtube.com/watch?v=FLUKTe0HoZY 16 Ekim 2022 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. (26.08.2012)
  67. ^ "Abdülhamit Han'ın Latin Alfabesine Geçme Teşebbüsü". Türk Tarihi. 24 Ekim 2013. 27 Ekim 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ekim 2022. 
  68. ^ Müftüoğlu, Tarihin Hükmü Her Yönüyle Sultan Abdülhamit,s.178-182
  69. ^ Abdülhamid bizim sandığımız kadar abdestsiz ayağı yere basmayan birisi değil..., Habertürk TV Fatih Altaylı ile Teke Tek Programı, 1 Temmuz 2020, 16 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 17 Kasım 2022 
  70. ^ Çelik, Mehmed Mazlum (12 Temmuz 2022), Sultan Abdülhamid, hükümetteki en kritik adamlarını gayrimüslimlerden seçerdi, Independent (Türkçe), 24 Eylül 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 24 Ekim 2023 
  71. ^ Mutluçağ, Hayri "Boğaziçi köprüsünün yapılması yolunda ilk çabalar". Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 4, Ocak 1968, s. 32-33 (3 adet resim ve çizim, 3 adet de belge mevcut).
  72. ^ Talay, Aydın (1991), Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid, İstanbul: Risale Yayınları, s. 309 
  73. ^ Ufuk Gülsoy, "Yemen Demiryolu projesi", Tarih ve Medeniyet, Sayı: 41, Ağustos 1997, s. 44-49.
  74. ^ Kömürcü, Begül (2019), Amerikan Konsolosluk Raporlarına Göre Yemen ve Yemen Demiryolu Projesi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 83-90, 25 Ocak 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 25 Ocak 2024 
  75. ^ "Türkiye'de kâğıt üretimi". prosesmatbaacilik.com.tr internet sitesi. 6 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 14 Şubat 2016. 
  76. ^ Damlıbağ, Fatih (2015), "Hamidiye Kâğıt Fabrikası" (37), OTAM Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, ss. 19-60, 2 Aralık 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 2 Aralık 2022  Ancak belirtmek gerekir ki Osmanlı'nın bu kağıt fabrikası kurulduktan sonra makine parķı sahibi şirket ile anlaşmazlık nedeniyle sadece 6-7 ay çalışabilmiştir,sonrası kapanmıştır.
  77. ^ Meral, Hasan. "İlk yerli sigorta şirketi Osmanlı Umum Sigorta". Hasanmeral.com.tr internet sitesi. 5 Nisan 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 14 Şubat 2016. 
  78. ^ "Türkiye'nin ilk Rakı Fabrikası". 21 Aralık 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Aralık 2016. 
  79. ^ "İlk Rakı Fabrikası II. Abdülhamid döneminde açıldı". 20 Aralık 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Aralık 2016. 
  80. ^ "Tarihe Meydan Okuyan Bira ve Türkiye'deki Macerası". 20 Aralık 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Aralık 2016. 
  81. ^ Osmanoğlu, Ayşe, Babam Sultan Abdülhamid, Selis Yayınları, s.278.
  82. ^ "Osmanlı padişahlarının eşleri". Sabah. 17 Ekim 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ekim 2022. 
  83. ^ EKINCI, Ekrem Buğra. "Sürgündeki hânedan — Osmanlı ailesinin Çileli Asrı". Timaş Yayınları, Osmanlı tarihi dizisi, 101. 1. baskı. İstanbul 01–09–2015. 648 sayfa. 13,5x21 cm. ISBN 978-605-08-2049-2.
  84. ^ Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, Timaş Yayınları, İstanbul 2019, s. 258-259
  85. ^ a b EKINCI, Ekrem Buğra (20 Ağustos 2018). ""EYVAH FESİM!" Sultan Hamid'in küçük şehzâdesi" başlıklı köşe yazısı". Türkiye Gazetesi. 28 Ağustos 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Ağustos 2023. 
  86. ^ a b c d e f Yalçın, Soner (14 Aralık 2008), Krizden Zengin Çıkan Padişah: II. Abdülhamit, Hürriyet Gazetesi, 2 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 2 Kasım 2022 
  87. ^ Meydan, Sinan (4 Aralık 2017), ZARİFİ'DEN ZARRAB'A, Borç, faiz, borsa batağında Osmanlı, Sözcü Gazetesi, 1 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 1 Kasım 2022 
  88. ^ Tahsin Paşa, Abdülhamit Yıldız Hatıraları, İstanbul, 1931, s. 11, 138
  89. ^ a b c Bardakçı, Murat (15 Ekim 2017), Yüz küsur senedir bitmeyen hayal: Abdülhamid'in efsanevî mirası, Habertürk, 2 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 2 Kasım 2022 
  90. ^ a b Şensözen, Vasfi (1982), Osmanoğulları'nın varlıkları ve II. Abdülhamid'in emlakı, Ankara: Türk Tarih Kurumu 
  91. ^ Aksoy, Alper (25 Kasım 2020), 2. Abdülhamit'in Servet Hikayesi, En Politik, 2 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 2 Kasım 2022 
  92. ^ "World's Largest Fortune to be Split Among Harem Inmates of the Last and Ill-Fated Turkish Sultan". The Cincinnati Enquirer. 20 Nisan 1930. 24 Şubat 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Şubat 2018. 
  93. ^ a b Sanal, Özgür (1 Mayıs 2019), Sultan Abdülhamid'in Malvarlğı ve Heba Olan Mücevher Koleksiyonu, İstiklal Gazetesi, 9 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 9 Kasım 2022 
  94. ^ Loring, John (1998); Tiffany's 20th century: a portrait of American style, Harry N. Abrams, Inc. 978-0-8109-3887-8
  95. ^ Akyol, Mete (9 Ocak 1994), Abdülhamid'in Hiç Duyulmamış Hazin Hikayesi, Star Gazetesi, 2 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 2 Kasım 2022 
  96. ^ Akyol, Mete (16 Ocak 1994), Yedi Milyon Frank Ne Oldu?, Star Gazetesi, 2 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 2 Kasım 2022 
  97. ^ Öztürk, Tuğba (20 Nisan 2022), Abdülhamid'in kayıp çantası... Asırlık gizem bu kez paha biçilemez bir elmas ile gündemde..., Hürriyet Gazetesi, 9 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 9 Kasım 2022 
  98. ^ Abdülhamid'in Mücevherleri New York'ta, Hayat Dergisi 50. Sayısı, 6 Aralık 1962 
  99. ^ Claudia Peltz'in boynundaki gerdanlık 2. Abdülhamid'in çıktı (Doğunun Yıldızı Mücevheri ile ilgili haber), Yeni Çağ Gazetesi, 14 Nisan 2022, 2 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 2 Kasım 2022 
  100. ^ Atsız, Hüseyin Nihal (Aralık 1982). "Abdülhamid Han (Göksultan)". Orkun Dergisi Sayı:6. ss. 14-16. 19 Mart 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Temmuz 2021. 
  101. ^ "Gazi Kadın / Nene Hatun | SinemaTürk". www.sinematurk.com. 17 Ağustos 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Ekim 2022. 
  102. ^ "Harem Suare, Beyazperde.com". 5 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Mart 2016. 
  103. ^ "Abdulhamit Düşerken, Sinema.com". 10 Temmuz 2007 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Temmuz 2007. 
  104. ^ "TRT'de yayınlanan Abdurrahman Demirel yapımı II. Abdülhamid belgeselinin tanıtım ve pazarlama broşürü" (PDF). 20 Temmuz 2011 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 28 Nisan 2010. 
  105. ^ "Filinta 48. bölümünde Sultan Abdülhamit Han dönemi başlıyor". 1 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Mart 2016. 
  106. ^ Ersoy, Mehmet Akif (2021), İstiklal Marşının Yüzüncü Yılında Mehmet Akif Ersoy Külliyatı:Safahat (PDF), TBMM Yayınları, s. 780, 16 Temmuz 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF), erişim tarihi: 20 Aralık 2022 
  107. ^ Roy, Gilles; Abdul-Hamid, le sultan rouge; 1936
  108. ^ a b c Özbek, Furkan (25 Ocak 2018), II. ABDULHAMİD DÖNEMİNDE GÜVENLİK VE OTORİTE TARTIŞMALARI, İlim ve medeniyet.com internet sitesi, 23 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 23 Kasım 2022 
  109. ^ Dağlıoğlu, Emre Can (Haziran 2019), Necip Fazıl'dan Payitaht'a:Hangi Abdülhamid?, Toplumsal Tarih, ss. 44-50, 12 Aralık 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 12 Aralık 2022 
  110. ^ Kısakürek, Necib Fazıl (1965), Ulu Hakan Abdülhamid Han, Ötüken Yayınevi, ss. 2,3,300 
  111. ^ Rıfkı Atay, Falih (2012), Kurtuluş, Hürriyet -Pozitif Yayınları, s. 121  Kendisinin 1960'lı yıllardaki gazete makalelerinin toplandığı kitabın içindeki Dünya gazetesinde yayınlanan Ulu (1965) Makalesi
  112. ^ "2. Abdülhamid Han – 1 – (Türk Kağanları ve Sultanları)". Bilgicik.com internet sitesi. 20 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Ekim 2022. 
  113. ^ "Batı basını Sultan Abdülhamid'e karşı böyle propaganda yapmıştı". 20 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Ekim 2022. 
  114. ^ Kongar, Emre. "Abdülhamit döneminde yakılan kitaplar - 2". Cumhuriyet Gazetesi internet sitesi. 14 Ağustos 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 14 Ağustos 2020. 
  115. ^ a b "Dirayetli bir Türk hükümdarı... Sultan II. Abdülhamid". 5 Haziran 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Haziran 2022. 
  116. ^ a b Ortaylı, İlber (25 Eylül 2016), 2. Abdülhamid'i Gerçekten Tanıyor muyuz?, Hürriyet Gazetesi internet sitesi, 29 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 29 Kasım 2022 
  117. ^ a b "Sultan II. Abdülhamid". 20 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Şubat 2015. 
  118. ^ İnalcık, Halil; Devlet-i 'Aliyye 4. Cilt, İş Bankası Yayınları, s. 19
  119. ^ İnalcık, Halil; Atatürk ve Demokratik Türkiye, Kırmızı Yayınları, s. 57
  120. ^ Yasamee.F. A. K.; Ottoman Diplomacy: Abdülhamid II and the Great Powers 1878–1888 s.20
  121. ^ Renée Worringer (2004). "Sickman of Europe or Japan of the Near East?: Constructing Ottoman Modernity in the Hamidian and Young Turk Eras". International Journal of Middle East Studies. 36 (2): 209. doi:10.1017/S0020743804362033. 6 Mart 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Ekim 2022. 
  122. ^ a b Avcıoğlu, Doğan; Türkiye Düzeni Dün Bugün Yarın, Cilt:1, 1968, Isbn:9789754780734 http://www.altinicizdiklerim.com/resimler/TurkiyeninDuzeni.pdf 28 Temmuz 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  123. ^ Bayur, Yusuf Hikmet, Türk İnkılabı, C. 1, Kısım 1, 2. Baskı, s. 24, 25, 33
  124. ^ "II. Abdülhamit mi?-Sinan Meydan". 10 Temmuz 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Temmuz 2020. 
  125. ^ a b Armağan, Mustafa (2006). Abdülhamit'in Kurtlarla Dansı. Ufuk Kitap. s. 233-234. 
  126. ^ a b Geçmişten Günümüze Posta (PDF), PTT, 1 Ağustos 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF), erişim tarihi: 25 Ekim 2022 
  127. ^ a b c Hakkımızda-Tarihçe =, PTT, 3 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 25 Ekim 2022 
  128. ^ a b c d İstanbul Haberleşme Tarihi (Davut Hut), Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM), 25 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 25 Ekim 2022 
  129. ^ Mikhail Bashanov, İlyas Kemaloğlu, (Ed.) (2018), Rus Genelkurmay Belgelerinde II. Abdülhamid ve Osmanlı Ordusu (PDF), Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları Kitap No: 52, ss. 46,49 [ölü/kırık bağlantı]
  130. ^ a b c d e f g h i Yüceer, Nasir (6 Aralık 2021), 31 Mart Vakası, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Atatürk Ansiklopedisi, 25 Ekim 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 15 Kasım 2022 
  131. ^ Öldürülen ilk gazeteci: Hasan Fehmi Bey, Cumhuriyet Gazetesi, 6 Nisan 2021, 15 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 15 Kasım 2022 
  132. ^ Armağan, Mustafa (14 Eylül 2010), 31 Mart'ın Derin Yüzü, mustafaarmağan.com.tr, 15 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 15 Kasım 2022 
  133. ^ Şimşirgil, Ahmet (31 Mart 2018), Selanik'in Elden Çıkışının İbretlik Hikayesi - SELANİK, İSTANBUL'UN ANAHTARIDIR! (Ahmet Şimşirgil Kayı-X, Timaş Yayınları, 2018, kitabından yazarın kendi alıntısı s.242-244), tariharsivi.org internet sitesi, 23 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 23 Kasım 2022 
  134. ^ a b Mısıroğlu, Kadir (2017), BİR MAZLUM PADİŞAH:SULTAN II. ABDÜLHAMİD, Sebil Yayınları, ss. 103,107,108, 23 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 23 Kasım 2022 
  135. ^ Seyfeli, Canan (2011), Osmanlı Devlet Salnamelerinde Bulgar Eksarhlığı ve Bulgar Katolikler (1847-1918) (s.157-190), Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt:52 Sayı:2, ss. 165,166,167, 23 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 23 Kasım 2022 
  136. ^ Müftüoğlu, Her Yönüyle Sultan İkinci Abdülhamid, s. 210-211
  137. ^ Sultan İkinci Abdülhamit Han Kiliseler Meselesi-1, İlk Ses Gazetesi, 20 Ocak 2021, 23 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 23 Kasım 2022 
  138. ^ "Sveti Stefan Kilisesi (Demir Kilise)". 29 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Nisan 2022. 
  139. ^ GÖRGÜLÜ, İsmet, Balkan Harbi, Türk Dil ve Tarih Kurumu, 23 Kasım 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 23 Kasım 2022 
  140. ^ Acıoğlu, Yusuf (2016), Çanakkale Tabyaları, Sanat Tarihi Dergisi Cilt:25 Sayı:1, ss. 1-57, 12 Şubat 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 30 Aralık 2022 
  141. ^ Çetiner, Selahattin (1999), Çanakkale Savaşı Üzerine Bir İnceleme, İstanbul: Harp Akademileri Komutanlığı Yayınları, ss. 10,11 
  142. ^ Babüroğlu, Naim (2016), Çanakkale muharebelerinde Osmanlı ve Alman komutanlarının askerî planları ve alınan sonuçları (Doktora Tezi) (PDF), Necmeddin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, ss. 17-19, 31 Ağustos 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF), erişim tarihi: 30 Aralık 2022 

Konuyla ilgili yayınlar[değiştir | kaynağı değiştir]

Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

II. Abdülhamid
Doğumu: 21 Eylül 1842 Ölümü: 10 Şubat 1918
Resmî unvanlar
Önce gelen
V. Murad

Osmanlı Sultanı

31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909
Sonra gelen
V. Mehmed
Sünni İslam unvanları
Önce gelen
V. Murad
İslam Halifesi
31 Ağustos 1876 - 27 Nisan 1909
Sonra gelen
V. Mehmed